Bahaddin Seçgin

Bahaddin Seçgin

Bahaddin Seçgin

Kendimizi Dinlemeyi Hatırlamak

06 Eylül 2020 - 12:17


Bugün içimden geçenleri olduğu gibi kağıda bırakmak istiyorum.

Hayat telaşesinden kendi içimize dönmeyi, evrene, doğaya, çevremize şöyle meraklı gözlerle bakmayı ve uzun uzun düşünmeyi unutuyoruz.
İnsani yönlerimizi geri plana atarak hayatın koşturmacasında harcanıp gidiyoruz.

Oysa biz bu muyuz?
İnsan bu mudur?

Safi İnsani Bakış

Bursa'da oturduğum evimden Uludağ'ın zirvesi ve dağ silsilesi görünüyor. Şöyle bir bakıyorum..
Dağlar ne de güzel uzanıyor öyle..
Üzerlerinde yemyeşil ağaçlar var. Dağın zirvesi adeta gökyüzü ile birleşiyor. Gökyüzünde ise bulutlar geçit töreni yapıyor, bu törene rüzgar eşlik ediyor. Dağ eteklerinde evler gözüküyor daha berilere geldikçe beton binalar yükseliyor. Daha doğrusu beton yığınları, beton medeniyetimiz..
Gözlerimi yukarılara dikiyorum; kuşlar ne de güzel uçuyor. Özgürce semada süzülüyorlar. Modernite umurlarında bile değil belli ki..
Keşmekeş bir şehir gürültüsü alabildiğine bütünleşti bir an kulaklarımda. Daha yakına geliyorum. Ruhumla ve dimağımla evimin çevresini dinliyorum. Köpek sesleri havaya karışıyor. Ses havaya karışır mı bilmem ki. Belki de havada ilerleyip, uzayda kayboluyordur.
Dışarda teyzem temizlik yapıyor. Süpürge ve yer buluştuğunda çıkan o ses havaya karışıyor. Bak yine havaya karışıyor dedim. Ah bu ben!
Hava demişken rüzgar hafifçe esmeye başladı. Kargaların o meşhur sesi rüzgara eşlik ediyor. Gak mı diyor bunlar guk mu?
Ehh işte o meşhur ses biliyorsunuz onu..
Rüzgar esmeye devam ediyor, bahçemdeki ağaçların yaprakları öyle estetik sallanıyor ki müthiş.
Hah! şimdi serçeler geçti. Geniş penceremden onları izledim. Özlemişim şöyle güzel güzel kuşları izlemeyi..Serçeler onları izlediğimin farkına varmadılar bile. Hava kararmaya yüz tuttu, güneş ille batacağım diyor. Yüzbinlerce yıl doğup battında noldu? Bu acele niyeyse...
Kapıcı Ramazan ağabey bugün pek görünmedi. İşini o kadar disiplinli yapıyor ki şaşırıp kalıyorum. Profesyonel bir kapıcı...
Masama çevirdim gözlerimi bir yanda ilaç kutumda ilaçlarım bana bakıyor. Rüzgarın şiddeti arttı. Kızdı mı ne?
Masama döneyim en iyisi ben. Bir düğün davetiyesi var. Yine kim evleniyor acaba?
Bir kitap duruyor masamda Adı: Hayatınızın Amacı( Dan Mıllman). Geçenlerde okumuştum, masamda kalmış. Doğum tarihinizden oluşturulan bir sayı sistemi ile hayat amacınızı açıklıyor. Pardon ya numeroloji diyelim. Öyle deyince daha afilli duruyor sanki.
Ve penceremin önüne bakıyorum. Çiçekler var. Bana bakıyorlar, o kadar uslular ki hiç sesleri çıkmıyor. Dirseğimi kedi desenli bir yastığa dayıyorum. Dayamasam üst gövdem devrilecek. Malum bu omurilik felci kendini bana dayattı. Yine de iyim uyum sağladık birbirimize sanki doğduğumdan beri omurilik felçlisiyim...
Kahvem sıcak, teyzemden istemiştim biraz önce. Ne kadar şanslıyım isteklerimi hemen yerine getiren bir ailem var. Her an yanımdalar ve bu müthiş bir sevgi seli. Mutluyum.
Sessizlik; eve çökmüş vaziyette ama bu sessizlik müthiş bir huzur veriyor bana bir de şu geçen arabaların motor sesleri ambiyansı bozmasa daha iyi olacaktı.
Yazıya başlarken ruhum bir hayli kasvetli idi. Kelimeler kağıda döküldükçe rahatlamaya ve dinginleşmeye başladım. Yazmak; gerçektende rahatlatıcı bir eylem. Devrim diyorlar ya hani yazmak bir devrim bence. Kendi kendimizi rahatlatabileceğimiz bir eylem devrim değilse nedir ki zaten...
Bitireyim artık değil mi?
Safi insanı bakış, içimize dönmek, ruhumuzu dinlemek ya da halk deyişiyle kafamızı dinlemek ne kadar önemli ve gerekli bir şey değil mi?
Hayat telaşesinden, gündelik koşuşturmacalardan zaman bulup ruhumuzu dinleyebiliyorsak ne mutlu bize...
İnsan olduğumuzu hatırlayabiliyorsak ne mutlu bize...
Ne mutlu bize ki geçiciyiz. 150 yıl sonra dünya üzerinde yaşayan hiçbir canlı bizi hatırlamayacak fakat yaşadığımız hayatı dolu dolu geçirebiliyorsak ne mutlu bize...
Sağlıcak kalın...

YORUMLAR

  • 0 Yorum