Bahaddin Seçgin

Bahaddin Seçgin

Bahaddin Seçgin

Kore'den Yüksekova'ya Yüksek Türk Kültürü

30 Haziran 2020 - 16:17

Yüksek Türk Kültürünün Karşı Konulamazlığı: Kore'den Yüksekova'ya Yüksek Türk Kültürü

** Bu yazımda Kore'den Yüksekova'ya yüksek Türk kültürünü iki gerçek hikaye ile incelemeyi düşünüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli yüksek Türk kültürüdür. Bu sözler bana ait değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal'e ait. Bu tespit çok doğru ve gerçekçi bir tespittir.
Atatürk 10.yıl nutkunda şu sözlerle bu konunun altını çizmiştir: 

" ONUNCU YIL SÖYLEVİ (NUTKU)

Türk Milleti!
Kurtuluş Savaşı’na başladığımızın 15'inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz..."

**Yani sanılanın aksine bu coğrafyada var olmamızı ne ekonomiye, ne de bir başka faktöre değil bizzat yüksek Türk kültürünün kendisine borçluyuz.

**Atatürk'ün bu tespiti hala geçerlidir. Her zor şartta Dünya’yı Türkler olarak şaşırtmamız da kültürümüzden kaynaklanır. Bütün şartlar aleyhimizde gelişse dahi mutlaka bir çıkış yolu bulabilen Türkler her daim tarihe mührünü vurmuştur.
Şimdi iki gerçek hikaye ile yüksek Türk kültürünü sizlerin yüreklerine nakşetmek istiyorum.


KORE’DEN YÜKSEKOVA’YA İKİ ÜSTEĞMENİN HİKAYESİ


 

Kore'de Mehmet Üsteğmen!

Şehit Üsteğmen Mehmet Gönenç’i tarihte eşsiz kılan, adını altın harflerle yazdıran bir önemli hadise var! Sene 1951, aylardan Nisan! Dünyanın öbür ucunda, Kore’de vatanına olan can borcunu ödemekle görevlendirilmiş askerlerimiz 21 Nisan’ı 22’sine bağlayan gece, Çin askerleri tarafından kuşatılmışlardır. Çinliler, bu birliğimizin öncülüğünü yapan 9. bölüğün mevzilerine yoğun kuşatma ve ateş neticesinde girmişler ve ağır kayıplar verdirmişlerdir. 9. bölüğün topçu ateşini idare eden Üsteğmen Mehmet Gönenç ve askerleri de Çinliler tarafından kuşatılmışlardı. Çember daralmaktaydı, düşmanla burun buruna gelmek an meselesiydi. Topçu tabur karargâhında ise tedirgin bekleyiş, uzun zamandır Mehmet Üsteğmen'den haber alınamaması nedeniyle artık hat safhadaydı. Alay Topçu İrtibat Subayı Yüzbaşı Refik Soyut’un telsizde Mehmet Üsteğmen'in sesini duyduğu ana kadar, “Düşman bulunduğumuz tepeyi işgal etti. Çok şehit verdik. Telsizcim şehit oldu. Koordinat veriyorum. Bataryalar ateş etsin.” Mehmet Gönenç'in verdiği koordinatları duyan irtibat subayı heyecanla, “Vermiş olduğunuz koordinatlar bulunduğunuz yerdir!” 

Üsteğmen Gönenç, “Evet, öyle! Biz düşmana teslim olmak istemiyoruz. Bizi onlara teslim etmeyin. Vasiyetimiz budur. Bizi kendi ateşimizle şehit edin.” Bu sözler Mehmet Üsteğmen'in son sözleriydi. 
Kısa sürede telsiz bağlantısı kesilmişti. Alay Topçu İrtibat Subayı Yüzbaşı Refik Soyut ne yapacağını bilemez halde topçu taburu karargâhına koştu. Mesajı karargâhtakilere ilettiğinde odada bulunan Tabur Komutanı Yarbay Tahsin Kurtay, muavin Binbaşı Ahsen Kaya, harekât subayı (S3) Binbaşı Şems Eralp ve 25.Tümen'de görevli topçu irtibat subayı Yüzbaşı Alaattin Haydaroğlu adeta donmuşçasına birbirlerine bakakaldılar. Tarih daha önce ne böyle bir onur ne de böyle büyük bir fedakârlık görmüştü. Karargâhtakiler kısa sürede kendilerine gelirler. Alınan karar uyarınca Üsteğmen Gönenç'in vasiyetini yerine getirmeye koyulurlar. 25. Tümen topçusuna da haber verilir ve Türk Tugayı'nın toplarıyla birlikte tüm tümen, topçusu Üsteğmen Mehmet Gönenç'in bulunduğu noktaya ateş yağdırmaya başlar. 
Bu olay esnasında Üsteğmen Gönenç’in yakınında olup, daha sonra sağ olarak kurtulan bir askerin ifadesine göre Üsteğmen bu sırada telsiz konuşmasını bitirmiş, telsizi bir kenara atmış, tüfeğini kapmış ve askerlerine dönerek: “Yaşasın vatan! Yaşasın Millet! Vuruşun yiğitlerim!” diye bağırmış ve düşmanın üzerine atılmış ve ne yazık ki bu sırada göğsüne isabet eden kör bir kurşunla şehit olmuştur! Bu esnada, ölmeden hemen önce canını hiçe sayarak kendi bulunduğu yere yönlendirdiği topçu ateşiyle düşman ağır zayiat vermiş ve geri çekilmiştir. Bu fedakârlık, birçok Mehmetçiğimizin o tepeden sağ çıkmasında belirleyici olmuştur. Ruhu şad, mekânı cennet olsun!
 
Yüksekova’da Üzerine Top Atışı İsteyen Üsteğmen: Anıl 
 

Anıl Üsteğmen anlatıyor: “O gün yani 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gece(2016 yılı hendek operasyonları) rüyamda ağır çatışmaya girdiğimi ve yaralandığımı gördüm. O yüzden sabah operasyona kesinlikle gönüllü timle beraber katılmaya karar verdim.” 
Anıl Üsteğmen bu rüyanın etkisiyle o gün ilerleyecek olan 6 kişilik gönüllü timin başına geçer. Aslında o gün Hakkâri JÖH’de tim komutanı olarak görev yapan biri daha gönüllü olmak ister. O kişi benim devre arkadaşım olan Jandarma Teğmen İsmail Soyalp’tır. Anıl Üsteğmen’e ısrar eder, “Komutanım, bugüne kadar siz çok ilerlediniz. Bugün siz dinlenin, gönüllü tim komutanı ben olayım, ben ilerleyeyim.” 

Anıl Üsteğmen de ona şu cevabı verir: “İsmail, ben bir rüya gördüm. O yüzden bugün benim ilerlemem lazım. Bugün ilerleyene mutlaka bir şeyler olacak. Fakat benim başıma bir şeyler gelir ve yaralanırsam mutlaka yardıma gelmeni istiyorum.” der. Bu konuşma burada sonlanır. 

İlerleme planı yapılır, polislerle bir karma tim oluşturularak ilerlenecektir. PKK’lı teröristlerin bulunduğu binalar tek tek aranacak ve temizlenecektir. 



Anıl Üsteğmen, arama unsuru ile ilerlemeye başlar. Ateş destek unsurunu da uygun yerlere yerleştirir ve aramayı himaye etmelerini söyler. Arama unsuru Anıl Üsteğmen ile beraber yanındaki beş kişiden oluşmaktadır. 
Plan gereği arama unsuru Anıl Üsteğmen’in komutasında ilerlemeye başlar. O gün 8-9 ev ararlar ve temizlerler. Evler temizdir, teröristler gerideki binalara çekilmiştir. (Sur’da da PKK’lı teröristler aynı yöntemi defalarca uygulayarak güvenlik güçlerimizi çok defa pusuya düşürmüşlerdir. Gönüllü timlerimiz her evi aramak ve temizlemek zorundaydılar. Yani bizler mecburen evleri aramak, sokaklardan geçmek zorundaydık. Dezavantajımız odur ki bunu bilen PKK’lılar istedikleri noktalarda, evlerde bize kolayca pusu kurabilmişlerdir. Tabii ki güvenlik güçleri olarak biz de bu durumu fark ettik ama her şeye rağmen evleri temizlemek, sokaklara adım atmak kademe kademe ilerlemek durumunda kalıyorduk. Tabii ki binalara girmeden önce o binaları her ihtimale karşılık piyade silahları ile ateş altına alıyorduk. Büyük dezavantajımız teröristlerin hangi binalarda olduğunu kestirememek ve bilememek olmuştur. Helikopterler havadan zaman zaman görüntü alsalar da teröristler sürekli olarak hareket halindelerdi ve yerlerini değiştiriyorlardı. Burada tanklar, zırhlı araçlar ne işe yarıyordu diyebilirsiniz ama tank ve zırhlı araçlar sokaklara zaten giremiyorlardı çünkü sokaklar bu araçların giremeyeceği kadar dardı. Tanklar ve zırhlı araçlar sadece teröristler üzerinde caydırıcılık sağlama amaçlı bulunuyordu. Bazen de yaya personeli terörist ateşinden korumak için sütre niteliği taşıyordu.) 

Durmayıp ilerlemeye devam ederler, açık bir alana gelirler. Bu açık alanı gören karşılarında üç tane yüksek bina vardır. Bir an önce açık alandan çıkmaya ve kapalı bir alana geçmek isterler. Fakat bir anda o binalardan üzerlerine ateş gelmeye başlar. PKK’lı teröristler yoğun bir şekilde ateş etmeye devam eder. Açılan ilk ateşte ilk olarak Anıl Üsteğmen’in kompozit başlığına mermi gelir. Kendisi şöyle anlatıyor:

“Kafamdan vuruldum sandım. Kompozit başlığım çok şiddetli sallandı. Görüntü gidip geliyordu. Buraya kadarmış dedim içimden. Bir yandan da yanımdakilere YAT! YAT! diye bağırarak komut verdim. Açık alanın yakınında yarım metre duvar vardı timin geri kalanını oraya yönlendirdim. KOŞ, KOŞ diye bağırdım. Bende koştum o duvarın arkasına. Kompozit başlığımı çıkardım ve orada bir mermi çekirdeği gördüm. Mermi çekirdeği kompozit başlığa saplanıp kalmıştı. Sonra kollarımda bir acı hissettim. İki kolum da kanıyordu, kollarımdan da vurulmuştum. Hemen kendimi topladım ve etrafıma baktım. Bir polis memuru vurulmuş yerde yatıyordu. Polisi hemen çekmemiz lazım dedim yanımdaki silah arkadaşıma. ‘’Üç deyince koşuyoruz ve polisi duvarın yanına çekiyoruz.’’ dedim. Koştuk ve yaralı polisi duvarın yanına çektik. Sıhhiyeci, polise müdahale etmeye çalışıyordu. O esnada Muhammet Faruk Uzman’ın da yerde cansız yattığını gördüm. Onu da duvarın yanına çektik. Muhammet zaten orada şehit olmuştu. 



**Ben kendimi ve yaralarımı unuttum orada… 
Telsizden bölük komutanıma çağrı geçtim: ‘İki yaralı var bir de ben yaralandım. Benim bir şeyim yok durumum iyi.’ dedim. İki yaralının da durumu ağırdı daha doğrusu biri şehit olmuştu. Üzerimizden mermiler yoğun bir şekilde geçmeye devam ediyordu. Yaralıları çekerken bana yardım eden Uzman Jandarma Mehmet inlemeye başladı ‘Ne oldu diye?’ sordum. O da ‘‘Komutanım, vuruldum göğsüm ağrıyor.’’ dedi. 
Yaralılara müdahale etmeye çalışan sıhhiyeci uzman da yaralandı. Telsizin mandalına tekrar bastım. 

**Anıl Üsteğmen, ‘‘Komutanım, burada sıkıştık. Teröristlerin sayısı çok fazla karşıdaki üç yüksek 
binadan da ateş geliyor.’’ Bölük komutanı, ‘‘Yardımcı tim gönderiyorum.’’ 
-Komutanım, yaralıları çekmeye tim gelsin ama yine de çıkamayız buradan. 
-Ne yapalım? 
-Buraya helikopter giremez, tek seçenek top atışı. 
Karşı binalarda en az 15-20 terörist olduğunu düşünüyorum. (O esnada Tabur Komutanı da devreye 
girer. Anıl Üsteğmen ona da aynı şeyi söyler.) 
Bu arada İsmail Teğmen timiyle beraber sıçrayarak geldi. İsmail de yanımıza gelirken iki tim personelini yaralı vermişti. Ona rağmen bana bağırıyordu, ‘‘Komutanım geldik, çekeceğiz sizi buradan.’’ diyordu. Yaralılar çok olduğu için ateş destek mahiyetinde destek olmaya gelen başka bir timin 4-5 kişilik personelinden bir kişi yaralanmış ve bir kişi şehit olmuştu. Dedim ya o gün orada en az 15-20 kişilik bir terörist grup vardı. Kafamı kaldırdım o manzaraya baktım. Cehennemin içerisine düşmüştük, çıkamıyorduk. Bir taraftan kollarım kanıyor. 



**Telsizin mandalına tekrar bastım ve çağrı geçtim, ‘‘Derhal topçu atışı istiyorum. Yoksa şehitler, yaralılar burada kalacak, yaralılarda şehit olacak.’’ dedim. Bu esnada Yüksekova Tümen Komutanı devreye girdi ve telsizden bana: 
-Anıl kardeş, telsize başka birini ver. 
-Komutanım burada ben varım durumum iyi, başka da kıdemli yok. 
-Topçuya koordinat verebilecek misin? 
-Elbette komutanım, koordinat verebilirim. 
Ve topçuya karşımızda bulunan üç binadan ilkinin koordinatını verdim. Yalnız şöyle bir durum vardı, karşımızdaki binaların bizim bulunduğumuz yere mesafesi yaklaşık 150 metre civarındaydı. Zaten başka çaremiz kalmadığı için topçu atışı istedim yoksa bu atışların bizi etkileyebileceği muhtemeldi. İlk binanın koordinatını topçuya verdikten sonra yanımdakilere dönerek, ‘‘Arkadaşlar tam siper!’’ diye bağırdım. Topçu atışını yaptı ve müthiş bir ses çıktı. Atış çok güzeldi, ilk bina bu atışla yıkıldı. Telsizden topçuya tekrar çağrı geçtim, ‘‘Çok güzel bir atış, tam isabet, şimdi cephemize göre atış yaptığınız binanın hemen sağındaki ikinci binaya aynı şekilde bir atış istiyorum. Atışlarınızı bu şekilde sağa kaydırın.’’ Topçu tekrar atışını yaptı. Atış yine çok güzeldi, ikinci bina da yıkıldı. Sıra üçüncü binaya geldi. Topçu aynı şekilde üçüncü binaya da bir atış yaptı. Bu binaya topçu atış yaptıktan sonra çok daha yüksek bir ses geldi. Bulunduğum yerden havaya fırladım ve açık alana düştüm. Şarapnel parçaları üzerimize gelmişti. Yerde yatıyordum ayağım kanıyordu. Ayağımın kırıldığını ve ters döndüğünü fark ettim. Topçu üçüncü binayı da vurmuştu ama bu sefer şarapnel parçaları üzerimize gelmişti. Telsizin mandalına can havliyle bastım. 



**Çok halsiz bir şekilde: 
‘‘Atışı kesin üzerimize geliyor.’’ Binalar vurulunca teröristlerin atışları susmuştu. Daha sonra geriden daha çok silah arkadaşımız geldi, şehit ve yaralıları tahliye ettiler. Ben o esnada daha önce göğsünden vurulan Mehmet Uzman’a, ‘‘Mehmet kalk ve koş! Yoksa ölürsün!’’ deyiverdim. Can havliyle kalktı ve geri bölgeye koşarak gitti. Daha sonra 5-10 metre yakınımda İsmail Teğmen’i gördüm. Bir eli ve parmakları sarkıyordu. Parmakları kırılmıştı. Top atışı etkisiyle vücuduna da bir miktar şarapnel parçası gelmişti. İsmail o halde yanıma geldi, ‘’Komutanım, hadi kalkın gidiyoruz.’’ dedi. Ben kalkamadığım için sürünerek geri çekilmeye başladım ve o da bana yardım etti. Yaralılar ve şehitleri ambulanslara bindirerek götürdükleri o gün kendimi hiç bırakmadım diyebilirim. Kendi durumumu değil silah arkadaşlarımın durumunu düşündüm. Yaralarımın acısına meydan okudum ve korkuyu hiçe saydım. Gururluyum o yüzden. Görevimi elimden geldiğince yaptığımı düşünüyorum.’’
(Alıntı: Hendeklerde Vurulduk)

SONUÇ:

Yüksek Türk kültürünü anlatmak için başka söze gerek var mı?
Uzun bir yazı oldu sonuna kadar okuyanlara ayrıca teşekkür ederim...

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • H A
    9 ay önce
    Uzun değil az bile olmuş Komutanım... Her biriniz sağ olun var olun... Şehitlerimizin tini şad yerleri uçmağ olsun neden olanlarsa Kahrolsun!
  • Karabatak
    9 ay önce
    Elinize sağlık.