Batın Bezik

Batın Bezik

Batın Bezik

KARANLIK SABAH

11 Ağustos 2020 - 13:11

Öyle bir gün düşünün ki güneşin doğuşuyla birlikte sizin hayatınız koskoca bir karanlığa dönüşüyor.
28 Haziran 2004 sabahı. Bir yaz günü, güneş yine tüm sıcaklığıyla yüzünü gösteriyor. Ama bu, diğer sabahlardan farklı işte hissediliyor. Gözümü annemle babamın odasında açıyorum. Annem, babamın kardeşim ile beni gece oraya taşıdığını ve dördümüzün birlikte uyumasını istediğini söylüyor. Hem hoşuma gidiyor hem de içimi anlamsız bir huzursuzluk kaplıyor. 2 yaşındaki kardeşim her zamankinden daha huzursuz ve ağlarken, annemde anlam veremediğim bir sinirlilik hali var. Ben 7 yaşımın vermiş olduğu o çocuklukla uzaktan neler olduğunu anlamaya çalışıyorum. Oyun oynamak istemiyorum, uyuyana kadar başından ayrılmadığım televizyonu açmak istemiyorum, içimden gelmiyor. Aslında açsam o gerçekle karşılaşacağım. Sürekli çalan telefonlar, evimize sık sık gelip giden komşular...

Dedim ya bu, diğer sabahlardan farklı işte. Annemle ekmek almak için dışarı çıkmaya çalışıyoruz komşularımız izin vermiyor. Herkes bize kendi evinden ekmek getiriyor. Bizi dışarıdan ve insanlardan olabildiğince uzak tutmaya çalışıyorlar. Anlam veremiyoruz, belki de vermek istemiyoruz bilmiyorum. O sırada konuşmalardan şehitlerimizin olduğunu duyuyoruz, annemle göz göze geliyoruz. Annem “Ali, bugün nöbetçi ki karakoldadır o çıkmamıştır.” diyor yüksek bir sesle. O zaman bu içimizdeki, geçen her saniye artan sıkıntının sebebi ne? Bilmiyoruz. Babamı arıyoruz telefonu kapalı. Ev dakikalar geçtikçe daha da doluyor ve biz daha da boğuluyoruz. O ev telefonu son bir kez daha çalıyor ve annem açıyor. Karşıdaki ses babamın nerde olduğunu soruyor, annem “Görevde.” diyor. O ses bu defa babamın çatışmada vurulduğunu söylüyor. Annemin bayıldığını görüyorum ve evimizdeki kişilerin o telaşlı bakışlarını. Yine köşede oturuyorum ve o kalabalığı izliyorum. Gözlerimden boşalan yaşlar buz kesen tenimde kuruyor. Onları silmek için elimi kaldıracak gücü bile kendimde bulamıyorum. Annem yavaş yavaş gözlerini açıyor, “Ali nerede?” diye soruyor. Yine bir sessizlik. Bizi babamın sadece bacaklarından yaralandığına, hastanede ameliyatta olduğuna inandırıyorlar. Sanırım biz de buna inanmak istiyoruz. Annem; babam için diş fırçası, iç çamaşırı, pijama hazırlıyor ve kardeşimle bana sarılıp bizi defalarca öpüp hastaneye gitmek için evden çıkıyor.

Annemi ertesi gün görebiliyorum. Beni annemin yanına götürdüklerinde evden çıkarkenki halinden oldukça farklı olduğunu görüyorum. Yine anlam veremediğim bir durumla karşı karşıya kalıyorum. Bir daha babamı göremeyeceğimi hissediyorum. Ama sormaya cesaret edemiyorum. Gerçeği duymaya cesaretimin olmadığını, bunu bilmeye gücümün olmadığını düşünüyorum. Annem beni kucağına oturtuyor ve 16 yıl sonra bile aklımdan hiç çıkmayacak o cümleleri söylüyor. “ Şimdi sana bir şey söyleyeceğim ve sen güçlü duracaksın söz ver bana. Bundan sonra ben senin hem annenim hem babanım, senin baban şehit oldu. Gururla dik dur.” diyor. Kucağından kalkıp pencereye yürüyorum ve dışarıya bakarken gözlerimden akan yaşları siliyorum. Bu defa o yaşları silecek gücü kendimde buluyorum, çünkü biraz önce anneme güçlü duracağımın sözünü verdiğimi hatırlıyorum.

O günden sonra o güneşin doğduğu her yeni günde yeni özlem ve acı biriktirdim. Şunu da çok iyi biliyorum ki o günden sonra ben hep çok güçlü durdum. Canım acıdı, canım acıdıkça daha da büyüdüm ve büyüdükçe her karanlığıma bir ışık yaktım. Bazen yoruldum, bazen yerimde saydım ama asla pes etmedim. Sonuç olarak o adımı hep ileri attım. İçimde hissettiğim o boşluğu ve acıyı burada kelimelere döküp sizlere anlatamam, çünkü kelimelerle nasıl ifade edilebilir inanın bilmiyorum. O boşluğun hiçbir zaman dolmayacağını, bunun ne kadar acı verici bir şey olduğunu, o bayramların ne kadar can yaktığını, her sene 28 Haziranda nasıl yutkunamadığımı, hatta babasıyla birlikte zaman geçiren küçük bir kız çocuğu bile gördüğümde nasıl donakaldığımı çok iyi biliyorum. Ama o şey canınızı çok da yaksa onu kabul etmeyi her zaman bilin asla yok saymaya çalışmayın. Hiçbir zaman unutamazsınız. Bastırdığınız ve o zaman yaşanması gereken o duygu, ileriki zamanlarda daha şiddetli şekilde karşınıza çıkacaktır. O acıyı unutmak değil, o acıyla yaşamayı öğrenmek zorundasınız.

Ben her zaman insanların mutluluğuyla mutlu oldum. Benim yanımda sadece annem ve kardeşim oldu, biz tüm zorluklara tek başımıza göğüs gerdik. Ama ben, benim gibi olan kişilere her zaman destek olma hayaliyle büyüdüm ve hep bunu profesyonel bir şekilde yapmak istedim. Bunu yaparken onlardan maddi manevi hiçbir şekilde karşılık beklemeyecektim.  Kendimi bir psikolog olarak hayal ettim ve sonunda başardım. Şu an şehit ailelerimize, gazilerimize ve gazi ailelerimize ücretsiz psikolojik destek sağlıyorum. Her zaman, her istediklerinde de yanlarında olacağım.
                                                                                                               
 

YORUMLAR

  • 5 Yorum
  • Hüseyin Talay
    3 ay önce
    Çok güzel düşünceli bir insansın, baban emin ol gurur duyuyor senin gibi bir kızı olduğu için. Hayatın boyunca hep mutluluklar..
  • Hasan Arkın
    3 ay önce
    Kardeşim hoş geldin. Türk hanımlarımıza duruşunla, gücünle, istencinle güzel örneksin... Baban başta olmak üzere tüm şehitlerimizin tini şad yeri uçmağ olsun.
  • Mustafa Karakaya
    3 ay önce
    Harika bir yazı olmuş hocam. Yüreğinden geçen her şeyi çok güzel dile getirmişsin. Başarılar diliyorum.
  • Alperen KARAKUŞ
    3 ay önce
    Ruhun şad olsun aziz şehidim emanetin emanetimizdir...
  • Arzu Özçelik
    3 ay önce
    Allah şehitlerimizden razı olsun,ruhları şad olsun... yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağım.