Reşat Salihi

Reşat Salihi

Reşat Salihi

Kerkük'ten Anavatan'a

13 Haziran 2020 - 16:39

Tarihi kaynaklarda “Turcomania” olarak geçen bölge, Osmanlı Hanedanlığı’nın bölgeden çekilmesi ile birlikte Türkmeneli adını almıştır.
Çoğunluk olarak Irak’ın kuzey ve orta şehirlerinde yaşayan Türkler; Musul, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Salahattin, Diyale ve Bağdat şehirlerinde önemli bir nüfûsa sahiptirler. Ancak bu nüfûs her zaman yok edilmek istenmiştir. Birbirine müteakip Irak hükümetleri, bu bölgedeki Türklerin Türk dünyasından koparılması maksadı ile Türk değil Türkmen olduklarını empoze etmiştir.

Katliamlar, soykırımlar ve asimilasyon politikalarına direnen Türkler bugün bile milli kimliklerinden taviz vermemiş ve mevcudiyetlerini korumaktadırlar. Irak Türkleri’nin dönüm noktası olarak bilinen 14 Temmuz 1959 Kerkük Katliamı bu milletin uyanmasına ve direnişe başlamasına sebep olmuştur. Hiçbir suçu olmayan, sırf Türk oldukları için katledilen Türkler; intikam yemini etmiş, intikam almış ve siyasi faaliyetlere başlamıştır. Kısacası Irak Türkleri bu katliamdan sonra uykudan uyanmıştır. 
İçlerinde Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin de bulunduğu Kürt Komünist oluşumu; çocuk, genç, yaşlı bilmeden Türkleri caddelerde sürükleyip katletmiştirler. “Türklerin eti bir filise (Irak’ın en küçük para birimi) almak isteyenler gelsin.” nidâları atmış ve Kerkük’te terör estirmişlerdir.
Bu durum Kerkük’teki Türklerin de bir direniş başlatmasına sebebiyyet vermiştir. Şehit düşenlerin intikamını almak üzere teşkilâtlar kurulmuş ve intikamları, şehit edildikleri yerlerde alınmıştır. Musalla Meydanı, Avkaf Caddesi, Atlas Caddesi, Köprü Başı gibi yerlerde darağaçları kurulmuş, Komünist Kürtler orada asılmışlardır.



Irak’taki Türklerin anavatan gördüğü, Türkiye Cumhuriyeti‘ndeki Adnan Menderes hükümeti ise, ABD’li ağabeylerini kızdırmamak için “Kürtlerin katliam düzenlediğini” duyurmayı bile yasaklamıştır. Bu kapkara zihniyet aynı zamanda Sovyetler ile arasını bozmamak ve Irak’a “ayıp olmasın” diye bu hadisenin Türkiye’de hiç kimseler tarafından bilinmemesini kararlaştırmıştır. Bu kararda da, “Katliam ile ilgili resim ve dokümanların Türkiye’ye sokulması men edilmiştir.” yazmakta ve altında da Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile bütün bakanların imzaları bulunmaktaydı. Bu tarihi dönüm noktasını ise, sadece Büyük Türkçü Hüseyin Nihal Atsız ile birlikte bulunan birkaç bin meçhul Türk genci Türkiye’de duyurmuş ve hükümeti eleştirmiştir. Konuyla ilgili Hüseyin Nihal Atsız bir yazısında, “Altı yıl önce 14 Temmuz bu Türklere karşı girişilen kırgın hareketi, Irak Türklerinin asla emniyet altında bulunmadıklarını gösteren korkunç bir delildir.” demiştir.

Yıllar geçer Saddam gelir, Kürtler gelir, ABD gelir ancak Irak Türkleri yine de teslim olmaz ve esir düşmez. Çağlar değişti, devranlar değişti fakat Türkiye Cumhuriyet yine değişmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Irak’taki soydaşlarına karşı tutumu, Adnan Menderes hükümetinin tavrı nasıl ise şimdi de aynı şekildedir. Bilinçli olarak bu bölgede Türklerin yaşadığı gerçeği, Türkiye’de yaşayan insanlara sunulmamıştır. Türkiye’de dış Türkler hakkında hiçbir ciddi adım atılmamış, Kürt eşkıyası Barzani bir devlet başkanı gelmişcesine protokol ile karşılanmış, Türkmeneli Türklüğünün lideri Erşat Salihi ise sade bir şekilde ağırlanmıştır. 



Dili aynı, kültürü aynı ve soyu aynı olan öz soydaşlarımızın bize göstermediği ilgi karşısında, burada Türkiye’ye ve Türk devletlerine her zaman sevgi beslenmiştir. Örnek vermemiz gerekirse, Türkiye’de bulunan Beşiktaş adındaki futbol takımına olan sevgiden dolayı, Kerkük’te Beşiktaş Futbol Kulübü kurulmuş, kurulduğu semte de Beşiktaş Mahallesi adı verilmiştir. Kerkük’ün cadde ve sokaklarında gezindiği sırada gözlere hemen hemen her yerde Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray kulübünün formalarını giyen gençler takılır.



Spor faaliyetlerinin yanı sıra Iraklı Türkler kendi müzik ve edebiyatlarında da her zaman Türkiye’ye övgü ve hasret dizelerini dile getirmişlerdir. Kerkük denince akıllara Kerkük türküleri ve hoyratları gelir. Hoyratlar ardından hapse atılanlar, söylenilen türkülerin ardından sürgüne gönderilenlerin sayısı yüzü geçmiştir. 

Bir Kerkük hoyratının ardından hapse atılan bir ozanın şu hoyratına bir bakın:
“Dilim dilim
Kes kavun dilim dilim
Ben bu dilden vazgeçmem
Olursam dilim dilim” 
Demiş ve hapse atılmıştır. 


Türkiye’ye olan sevgisini açık bir şekilde beyan edemeyen bir türkücümüz ise “Haber Salın Yarıma” adındaki türküsü sayesinde Saddam’ın hapishanelerinde gençliğini heba etmiştir. 

“Gedin bülbüller gedin gönderin yâri,
Koymasın süslü ömrüm ahuzar olsun.
Getti ayrılığ günün dönmesin geri
Gelsin kavuşmağ günü hayr haber olsun.”


Bu türküyü dinleyen birisi, sevgiliye yazılmış olduğunu düşünebilir. Fakat bu türkü, Türkiye’ye hasret çeken birisinin, asıl sevgilisine yazdığı bir eserdir.

Türkiye’ye olan karşılıksız bu sevginin neticesinde, aynı duygular Türkiye’den görülmemiştir. Birkaç bin meçhul asil Türk’ten başka, Irak Türklerini Türkiye’de duyurmaya çalışan hiç kimse yoktur.

Irak Türkleri’nin Türkiye’ye olan bu sevgisinin eksileceğini sakın düşünmeyin. Bu sevgi gün geçtikçe artacak, gün geçtikçe büyüyecektir. Bahtsız insanlar şehri Kerkük’te Türk’ün bayrağı özgürce dalgalanana dek bu mücadele sürecektir. Hükümetler gelip geçici, hep var kalan şanlı ve yüce Türk milletidir.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Ömer Gönül
    10 ay önce
    Aziz türk milletinin tek bir çatı altında toplanması dileği ile
  • Burak demir
    10 ay önce
    Bütün Türkleri bir olarak görmek istemeyenler Türk olmayanlardır Nihal Atsız