Reşat Salihi

Reşat Salihi

Reşat Salihi

Türkmen Kurtuluş Ordusu

09 Temmuz 2020 - 12:18

Irak Türklerinin İlk Silahlı Oluşumu: Türkmen Kurtuluş Ordusu

Ana vatan Türkiye’den koparılan Irak Türklerine karşı; tarihin her döneminde çeşitli
baskılar uygulanmıştır. Katliam, soykırım ve bir sürü benzer olaylar, bu milleti
davasından uzak tutmaya engel olamamıştır.

1974 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurtarılması, Irak Türklerine büyük bir
heyecan getirmiş, Kerkük için de aynı mücadeleler verilmeye başlanmıştı. 1974
senesinden sonra, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan bir grup genç, Türkmen
Kurtuluş Ordusu adında düzenli bir ordu kurmuştu. Ordunun kurulma amacı;
Türkmenlere uygulanan soykırım politikasına aynı şekilde cevap verilmesi içindi.
Tabancalar, makineli silahlar ve hafif mühimmatlar bir şekilde tedbir edilmiş ve
operasyonlarda kullanılmaya başlanmıştı. Türkmen Kurtuluş Ordusu adını duyan
Türkmeneli gençleri, orduya katılmak için her türlü yolu denemişlerdi. Telafer, Erbil,
Altunköprü, Kerkük, Kümbetler, Beşir ve diğer birçok Türkmeneli bölgesinden gençler,
kısa bir süre içerisinde orduya katılmıştı. Duvar yazıları ve broşür dağıtmak gibi işlere de
bakan bu oluşum, Nisan 1976 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün Kerkük
ziyareti sırasında kendisini herkese tanıttırmıştı.

Kerkük’te halk tarafından büyük bir coşkuyla katılan Korutürk, şüphesiz ki bu coşkuya
çok şaşırmıştı. Aracından indiği sırada Türkmenler sloganlar atarak, kendilerine olan
baskıyı Korutürk’e iletmek istiyorlardı. Yürüdüğü sırada güller, menekşeler diziliyordu
önlerine.
Hep bir ağızdan;

“Sırmalar sarsam koluna,
İnciler dizsem yoluna,
Fırtınalar dursun yana,
Yol ver Türk’ün bayrağına”

denilerek, Çırpınırdı Karadeniz okunmaktaydı.
Ardından;
“Kerkük Türk’tür Türk Kalacak”, “Bozkurt Türkeş” ve “Başbuğ Atatürk” gibi sloganlar
atılmıştı. Irak İstihbarat güçlerinin önünde böyle bir eylem yapmak, kendi elinle idam
fermanını yazmak gibi bir cesaret isterdi. Iraklı yetkililerden birisi bir ara Türk Kültür
Merkezi Müdürü Hadi Güzel’e, kalabalığın ne dediğini sorar. Hadi Güzel ise,
Türkmenlerin tutuklanmaması için, “Yaşasın Türk-Irak dostluğu” dediklerini iletir.
Kerküklülerin bu coşkulu tavrına hayran olan Korutürk’ün yanındaki diplomat ve
gazeteciler, gözyaşlarına hâkim olamamışlardı. Uzaklardan birkaç kadın, duruma
dayanamayıp; sinelerine vurup, yakalarını yırtarak “Bizi kurtarın, bizim Türkiye’den
başka kimsemiz yoktur. Tek amacımız, umudumuz siz olacaksınız.” diye bağırmaya
başladılar. Gazeteci ve diplomatlar, Korutürk’e bakarak, ne yapacağını merakla

bekliyorlardı. Korutürk, bu insanları yatıştırmaya çalışsa da ancak sonuç nafileydi.
Korutürk gitmiş; Kerkük’te bu eylemleri yapan kadın, çocuk ve gençlerin
tutuklanmalarına başlanmıştı. Irak Türklerinin moralini her ne kadar yükseltse de bu
ziyaret, ancak bunun arkasından çok büyük olaylar da olmaya başladı. Kerkük’teki
Türklerin bu denli coşkulu ve milli bilince sahip olması, Irak hükümetinin daha sert bir
politika izlemesine yol açmıştı. Kerkük’e Irak’ın güneyinden Araplar yerleştirilmeye
başlanmış, Kerküklü Türkler ise başka şehirlere sürgün ediliyordu. Hapishaneler, Irak
Türkleri ile dolup taşmıştı. Haftanın yedi günü, Türk gençler idam sehpasına
götürülüyordu.



Bu olaylar Irak Türklerini yine de yıldırmadı. Türkmen Kurtuluş Ordusu daha da güçlü bir
şekilde aktif olmaya başladı. Kerkük’te ve Bağdat’ta bir dizi operasyonlar
gerçekleştirdiler. Şüphesiz ki bu operasyonlarda Türkiye Cumhuriyeti’nin de büyük bir
katkısı olmuştu. O dönemlerde Irak’ta yazıcıların devlet dairesi dışında bir yerlerde
bulunması yasaktı. Yüksel adında bir Türk diplomat Kuveyt’ten bir daktilo getirmiş ve
TKO’ya teslim etmişti. O sayede birçok broşür dağıtılmış ve Türkmenlerin davası da Irak
kamuoyunda herkesçe tanınmış olmuştu.

Türkiye’den Irak’a ziyarete gelen dönemin Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, Bağdat’a
resmi ziyarette bulunduğu sırada Türkmen Kurtuluş Ordusu’nun kadın mensubu Sacide
Salihi (Halam), Türkmen Kurtuluş Ordusu’nun kurucusu Rüştü Salihi (Amcam) tarafından
kaleme alınan bir mektubu Sancar’a iletmek ile görevlendirildi. Mektubun içeriği ise;
Orgeneral Semih Sancar’ı Kıbrıs’ta kazandığı zaferlerden dolayı tebrik etme mesajıydı.
Ardından ise Irak Türklerinin uğradığı baskılar anlatılmıştı. Bu mektubun iletilmesinde
büyük emeği geçen iki kişi vardı. Birisi Aydın Kuran bey, diğeri de rahmetli Başkomiser
Cevat Ayyıldız. Sürekli iletişim içinde olan bu iki isim o mektubun ulaştırılmasında büyük
çaba sarfetmişlerdi.
Çeşitli operasyonlar düzenleyen bu ekip giderek büyüyor, Türkmeneli’nin her köşesinde
yankı uyandırıyordu. Yankı uyandırmasına karşın, Irak İstihbaratı tarafından da takip
altına alınmaya başlandılar. Yazıcı bulundurdukları için gözaltına alınan Sacide Salihi,
uzun bir süre tutuklanmaktan kaçmış olsa da, ancak en sonunda 25 Nisan 1980 tarihinde
tutuklandı.
Bu tutuklanmaların daha öncesinde şu an Irak Türkmen Cephesi Başkanı olan diğer
amcam Erşat Salihi, yine aynı suçlardan Bağdat’taki Ebu Gureyb cezaevine götürülmüştü.
Ağabeyi Rüştü’nün tutuklanması için Erşat, Irak İstihbaratı tarafından tutuklanmıştı. Asıl
amaç Rüştü idi, Rüştü’ye ulaşmak için, daha genç olan Erşat’ı kullanmışlardı.
Bu olaylar, büyük bir yankı uyandırmıştı Türkmeneli’de. Rüştü Salihi, Türkmen Kurtuluş
Ordusu’nun başında ve önde gelen bir şahsiyet idi. Böyle bir kişi cezaevine girdiği sırada,
idam edilecekti. Rüştü amcam, ailesini telefonla aramış, “Erşat’ın tek bir saçının teline
zarar gelirse, karşılığına yüz Arap’ın kanını dökeceğim!” deyip, telefonu kapatmıştı.

Irak’ta bulunan Türk diplomatların kendisini Türkiye’ye götürmek gibi söz vermelerine
rağmen, ancak yine de ikna olmamıştı. “Benim kardeşim Erşat hapislerde çürüyecek ve
ben Türkiye’de rahatıma göre yaşayacağım, öyle mi?” deyip, korkmadan, öğretmenlik
yaptığı Bağdat’taki Dicle Lisesi’ne gitti. Lisenin önünde Saddam’ın cellatları tarafından
tutuklandı.
Kardeşi Erşat’ı idamdan kurtarmış. Ancak kendisi ve ekip arkadaşlarını darağacından
kurtaramamıştı.



Yazmış olduğu bir şiirde;

“Her bir Türk’ün gönlünde nazlı vatan Kerkük’üm
Dayandın her bir zulme, oldu canın siyah dağ,
Hangi millet dayanır, yalnız bu can Kerkük’üm
Almış Rüştü Salihi toprağından ilhamlar,
Dönmez Türk milletinden destanı şan Kerkük’üm”


Bu dizeleri yazmış. Kerkük için, Türkmeneli için mücadele etmiş, ailesini koruyup
kollamış bir lider, 9 Temmuz 1980 sabahında tam 40 yıl önce Bağdat’ta; dava arkadaşları
olan, kendisinin her operasyonunda hazır bulunan Muhsin Molla Ali, Mehmet Korkmaz,
Salah Tenekeci, Mustafa Telaferli, İzzettin Terzi, Hamit Kümbetli, Muazzam Kasap, Salah
Haffaf ve Sabah Günyeci yine yanından ayrılmamıştı.

Rüştü’nün en yakın arkadaşlarından olan şair Mehmet Ömer Kazancı, Rüştü’nün idamını
şöyle dökmüştü kağıda;
“O Rüştü ki çıkarken idamlık sehpasına,
Celladına tükürdü milletinin adına”
Rüştü’nün ölümü bütün bir aileyi dağıtmıştı. Rüştü idam edilmiş, Haşim ve Erşat 20 yıl,
Ganim kazanmış olduğu Londra’daki üniversiteye gidememiş, Kemal Irak’ın batısına
sürgün edilmiş, babam Türkeş ise sürekli tutuklamalara maruz kalmıştı.

Ve bugün...
Rüştü gitmiş, ancak bu dava bitmemişti. Erşat, Irak’ın siyaseti içerisinde en önde gelen
kişilerden birisi olmuş. Türkmeneli davasını, Turan inancını benimsemiş ve mücadelesine
devam etmiştir...



 

YORUMLAR

  • 3 Yorum
  • Bahaddin Seçgin
    4 ay önce
    TTA'ya hoşgeldin Reşat kardeşim. Irak Türklüğünü özellikle Türk gençliğine anlatıyor olan takdire şayan. Türkiye'de bulunan Türkler olarak Irak Türklüğü konusunda bilinç kazanmamız ve bu bilinci yükseltmemiz gerektiğini düşünüyorum. Tarihte Irak Türklerinin sürekli yalnız bırakıldığının da farkındayız. Yazında Irak Türklüğünün nasıl tek başına mücadele ettiğini yazmışsın yüreğim çsarparak okudum. Özellikle ailenden şehit,gazi vermiş olan bizleri bir kat daha fazla etkiledi. Kalemin keskin olsun, daha çok yaz ki bizler bu konuda daha çok bilinçlenelim. Saygılar sunarken Irakta bulunan soydaşlarımıza selamlar iletiyorum.
  • Emir Seha Çakır
    4 ay önce
    Elbet bir gün...
  • Hakan Türk
    4 ay önce
    Yaşasın Türkmeneli...