Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

101. YIL

27 Aralık 2020 - 13:56


                  Takvim yaprakları 27 Aralık 1919’u gösteriyordu ve Dikmen sırtlarından kırık dökük birkaç araba Ankara’ya giriyordu. Ankaralıların davullu- zurnalı coşkuları, seymenlerin Türk’e özgü dansları konukların yedi ay sekiz günlük yorgunluklarına em olmuştu. Özgürlük ve bağımsızlık savaşçılarının yaktıkları çoban ateşi söndürülemez bir yangına dönüşmüştü. Türk konukseverliğinin bu tarihi örneği, Ankara’daki nice kör gözlere verdiği korku ile nice yayılmacı merkezlere telgraf metinleri olarak ulaşmıştı. Kimler yoktu ki karşılamada; Mustafa Kemal’in Harbiye’den sınıf arkadaşı 20nci Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa, Müftü Mehmet Rıfat Efendi(Börekçi), melâmi Hacı Bayram Veli dergahının önderleri, iş adamları, esnaflar, işçiler yani toplu olarak halk.
                   Türklerin; Trablusgarp, Filistin Cephesi, Doğu Anadolu Cephesi, Çanakkale alpı Mustafa Kemal Paşası, bağımsızlık otağını kurmak için neden Ankara’yı seçmişti? Bu sorunun yanıtını vermeden önce Ankara’ya geldiğinde içinde bulunduğu koşulları saptamak gerekmiyor mu? Mustafa Kemal Paşa’nın yol arkadaşlarından Mazhar Müfit Kansu’nun anılarından okuyalım: “ …Ekmekçiye bile verecek paramız kalmamıştı. Mustafa Kemal Paşa ile bu ciheti görüşürken bulduğum çareleri eskisi gibi kabul etmedi ve yarı geceye kadar hep düşündük ise de para tedariki hususunda bir karar ve neticeye vâsıl olamadık. Çünkü bankalardan ve müessesattan ödünç bile olsa para almayı Paşa’ya bir türlü kabul ettiremedim. Ne yapacaktık? Benim bir kürküm vardı, Erzurum’lu Nafiz Bey’e müracaatla sattırılmasını rica ettim. Kimsede satılacak bir şey kalmadı. Paşa ile bu hususta bir çare bulamayarak: ‘ Hele bakalım sabah olsun, yine düşünürüz ‘ sözü ile odalarımıza çekildik. …Gece düşünmekten uyuyamamış olduğumdan, yatağımda istirahat halinde iken kapı vurdu. İçeriye giren zat Müftü efendinin geldiğini söyledi. Eyvah, şimdi Müftü efendiye kahve ısmarlamak lâzım, kahve var amma şeker yok, benim iki parça şekerim var, onu da masanın gözünde saklamıştım, ya şekerli kahve isterse…Ya sigara da vermek lâzım gelirse…

  • Müftü efendi, zannıma göre kahve içmezsiniz değil mi?
  • Evet, içmem.
  • Sigara?
  • Onu da kullanmam.
Halbuki Müftü efendi kahve içerdi, fakat biz buna meydan vermemek için sualde bulunduk. Müftü efendi derhal vaziyeti anladı ve ‘içmem’ dedi. Tebessüm ederek:
  • Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa yardımda bulunmayı vazife bildik.
Paşa’yı odasının kapısı önünde bir habere intizar eder vaziyette gördüm. Bana: ‘Ne kadar?’ dedi. ‘Bin’ dedim. Odasına girdik.
  • Gördün mü, akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu hatıra gelir miydi? Allah bize yardım ediyor. “ (1)
                   Mustafa Kemal Paşa, 7 aydan uzun süren hazırlık döneminin sonunda, Kurtuluş Savaşının emir komuta merkezini, Büyük Millet Meclisi’ni dolayısıyla kurulacak yeni devletin başkentini neden Ankara olarak tasarlamıştı?
                   Şu ana kadar herhangi bir kaynakta görememiş olsam da, yakınında bulunanların anılarından, jeostratejik öngörülerinden şu yanıtı vermek olasıdır: Türkiye’ye herhangi bir yönden gelebilecek olası bir askeri saldırıda savunma derinliği sağlayacak en uygun başkent Ankara’dır. Bir örnekle açıklamak gerekirse; Yunan kuvvetlerinin İzmir’den başlattıkları Anadolu’yu ele geçirme harekâtı Ankara’ya doğru ilerledikçe orduda ortaya çıkan yılgınlık, lojistik hareketlerdeki aksaklıklar gibi nedenler savaş güçlerini zayıflattı ve yenilgi kaçınılmaz oldu. Savunma derinliği Türk ordusuna doğal bir üstünlük sağlamıştı. Oysa İstanbul; Saray yönetiminin, hükümetin ve İngiliz sevicisi diğer etkenlerin destekleri dışarıda tutulsa bile oldukça kolay ele geçirilmişti. Bu jeostratejik gerçeği Kazakistan da görmüş ve bağımsızlığın ilk yıllarında Almatı olan başkent adı yakın geçmişte Nursultan olarak değiştirilen Astana’da oluşturulmuştur. Mazhar Müfit Kansu’nun anıları da bu görüşü destekler niteliktedir: “ Paşa ile mülaki olduk. O akşam yemeğinde bana dedi ki: …Bilirsin ya kaç defa söyledim; İstanbul’da meclis olmaz, akibeti vahimdir; dinletemedik.”(2)
                  Mustafa Kemal Paşa’nın Ankara’yı başkent olarak tasarlamasının başka nedenleri var mıydı? Gazeteci Orhan Karaveli’inin, Avrasya dergisinin “Atattürk’e göre Ankara adının kökeni” adlı makalesine söyledikleri açık bir yanıttır: “ Türkiye’yi resmen ziyaret etmekte olan Yunanistan Başbakanı General J. Metaksas ve beraberindeki heyet, 17 Ekim 1937 Salı günü saat 17:00’de Atatürk tarafından Çankaya’da huzura kabul edilir. O tarihte İnönü yerini resmen Celal Bayar’a bırakmak üzeredir. Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras’la iki ülkenin elçileri, Ruşen Eşref Ünaydın ve Yunanlı meslektaşı da oradadır. …Yunanistan Başbakanı sözü bu kez Ankara’ya getirerek: ‘ Bir büyük şefin iradesinin ne yüksek manayı haiz olduğunu Ankara’yı ve onu kuran Büyük Atatürk’ü görmekle büsbütün ve daha derin bir surette anladığını’ belirterek ‘pek kısa zamanda vücuda getirilmiş olan bu şehri kendisini hayrete düşüren bir sembol gibi gördüğünü’ ve ‘ Ankara’nın Türkiye’nin her alanda nasıl büyük hamleler içinde olduğunu ortaya koyduğunu’ ifade eder. Atatürk ise daha mütevazi bir yaklaşım içinde, Ankara’nın ‘az çok rahatça oturulabilir bir şehir haline konduğunu’ belirterek, daha yapılacak çok iş bulunduğunu ve bunların da peyderpey yapılmakta olduğunu söyler. Ve birden sözü değiştirir. Hariciye Vekili Tevfik Rüştü imzalı tutanaktan okuyalım: ‘ Ekselans, Ankara adının nereden geldiğini bilir misiniz? Arzu ederseniz bunu bir haritadan takip edelim. Daha iyi olur zannederim.’ Ve salonda hazır bulunanları ortadaki uzun masanın başına davetle aşağıda intizarda bulunan Yunan heyetinin huzuruna çıkarılmasına müsaade buyurdu. …’ Biz siyasi konuşmamızı bitirdik. Şimdi biraz da tarihten bahsedeceğiz. Mevzuumuz Ankara adının nereden geldiğini bilir misiniz?’ Ve bilhassa eskiden Ankara’da Yunan Elçiliği kâtibi olarak bulunmuş Mösyö Papadakis’e iltifatla: ‘ Siz ki evvelce de Ankara’da bulunmuştunuz, bu adın nereden geldiğini bilir misiniz?’ sualini irad buyurdular ve Mösyö Metaksas’a teveccühle: ‘ İşte Ekselans, buradan geliyor ‘ diye Hand Atlas’taki Asya haritası üzerinde Başkal(Baykal) Gölü civarında bulunan Ankara adını göstediler. Ve bu ismin oradan buraya getirilmiş ihtimalinin pek kuvvetli bulunduğunu söylediler ve bu mülâhazâtını, tarihten akınlara ve göçlere tekabül eden zamanlarda gene Orta Asya’daki Seyhun ve Ceyhun nehirleri adlarının Adana havalisine Seyhan ve Ceyhan halinde nakledilmiş olması misaliyle teyid ettiler. Bu gibi misallerin Amerika’da da, Afrika’da da bulunduğunu ilave ettiler. Bu şehre Ankara adı verilmesinin tarihi hakkında aydınlanmak isteyen Mösyö Papadakis’e Reis-i Cumhur: Kat’iyetle tesbit edilemeyecek olan bu tarihin Eti’lerden de çok daha evvel, kablettarih(tarih öncesi) zamanlarda getirilmiş olması ihtimali bulunduğunu ve mesela on bin, on beş bin sene önce denebileceği cevabını verdiler. Ve, ilk bakışta hayali, mübalâğalı gibi görülebilecek bu tarih rakamlarını izam edilmiş(büyütülmüş) zannetmemek lâzım geldiğini, mesela bu cümleden olmak üzere geçen gün İngiltere’de bir hafriyat neticesinde meydana çıkarılmış olan eşyada 25-30 bin senelik bir eskilik tesbit edilmiş olduğunu bildiğini, bu eşyanın resimlerini bir İngiliz dergisinde gördüğünü ve alâkadar alimin aynı nüshadaki ilmî makalesinden bu malûmatı edindiğini; 5 ciltlik kitabında da Amerika’nın bundan 50 bin sene önceki medeniyetinden deliller, resimler ve vesikalar göstererek bahsettiğini izah buyurdu.  İşte Ankara’nın da böyle çok eski zamanda Orta Asya’dan gelme bir isme mâlik olduğu tahminini serdettirecek vesikanın, bu harita üzerindeki, bugün hâlâ canlı(olan) adda bulunduğunu ilave etti. “
                  Altay Dağları’ndaki “Üç Sümer” dağının, Türk Sümer Devleti’nin adına esin kaynağı olduğu anımsandığında Atatürk’ün ne kadar gerçekçi bir yaklaşım içinde olduğu anlaşılır. Yunanistan kuruluna bu anlatımı yapmasının ayrı bir anlamı daha vardır kuşkusuz: Bu topraklar binlerce yıldır Türk yurdudur!
                  Harbiye yıllarımda her 27 Aralık’ta eğitim giysilerimiz ve elimizde G-3 piyade tüfeklerimizle Dikmen’den birinci Meclis’e kadar koşardık. Ankara’lıların coşkulu alkışları bizlere Mustafa Kemal Paşa’yı karşılamaya gidiyoruz duygusu verirdi. Uzun bir süredir bu koşunun yapılmadığını biliyor ve üzülüyorum. Umarım Türk tarihinin ve Atatürk’teki Türklük aşkının büyüklüğü bilincinde olan gelecek yönetimler bu günün derin anlamını gelecek kuşaklara coşkulu törenlerle anlatılar.
  1. Atatürk’le Beraber, Mazhar Müfit Kansu, Türk Tarih Kurumu Yay.,Ankara 2019, Sf.506-507
  2. A.g.e. , Sf. 566
                    
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum