Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

BİRLEŞMELİ

12 Mart 2021 - 13:32


             Sosyolojinin bilinen tanımıdır: Aralarında dil, tarih, duygu, ülkü ve kültür birliği olan insan topluluğuna ulus denir.
“Türkiye halkları” ve “Ümmet” takıntısı olan yabancı güdümlü bir azınlığın dışındaki yurttaşların “Türk milleti” ya da “Türk ulusu” ortak paydasında buluşmaları doğal bir beklentidir. Bu ortak payda ulusun tanımındaki unsurlardan oluşmaktadır. Aynı dili yani Türkçe konuşmak, ortak tarihe yani Türk Tarihine ilişkinlik duymak, ulusal konularda tasayı ve kıvancı paylaşmak, gelecekle ilgili ortak beklentiler içinde olmak, ulus kültürünü yaşamak ve yaşatmak! Özeti “Türk töresi”!
               Helenistik bir öyküdür: “ Büyük İskender Aristo’ya bir mektup yazar; Ele geçirdiğim topraklardaki insanları egemenliğim altına almak için ne yapmalıyım? Ülkenin insanlarını sürgüne mi göndermeliyim? Ülkenin ileri gelenlerini tutsak mı etmeliyim? Yoksa hepsini kılıçtan mı geçirmeliyim? Aristo yanıtlar; Sürgünde toplanıp sana baş kaldırırlar. Tutsakevleri örgüt yuvası olur, denetim yitirilir. Kılıç sonrası kuşak öç duygusuyla büyür, egemenliğin yok olur! Ele geçirdiğin ülkenin insanları arasına ayrılık tohumları ek. Onlar aralarında savaşırken özünü yargıcı olarak onaylat ancak anlaşmalarına ulaşan tüm yolları kapat.
               Bunun bir “Bizans oyunu” olduğunu biliyoruz. Tarih bilimi bu örneklerin çokça yaşatıldığını öğretiyor bize. İlginç olan son yıllarda Aristo önerilerinin “paçal” yapılarak uygulandığına tanık olmamız. Her konuda bölünüyoruz. Siyasi iktidar, iktidar karşıtları, sivil toplum örgütleri, gazeteler, televizyonlar, yerel yöneticiler Bizans değirmenine su taşıyorlar. Bu yolun sonunda yok olacağımızı, geçmişte olduğu gibi bu kutlu topraklarda başka ulusların egemen olacağını anlayamıyor muyuz? Özellikle AKP’nin oy tabanını tutmak ve iktidarını koruyabilmek için diğer partileri; vatan haini, terörist, ateist gibi kavramlarla suçlaması, güvenlik güçleri ile baskı altında tutması ve suçlu işlemi yapması, yargıdaki siyasal gücü ile adli kovuşturmalar ve tutuklamaları sindirme aracı yapması uzun yıllardır sosyopolitik kutuplaşmayı keskinleştirdi. FETÖ ile savaşımda içtenlikli olmadığı yaygın bir kanı olan AKP’nin, sayıları yüzü aşkın rakamlarla bilinen tarikat ve cemaatlerle çıkara dayalı işbirliğini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. 
                Bu sonuç “ulus” özelliklerimizi yitirdiğimiz anlamına gelmektedir. Bu sonucun nedeni iki biçimde açıklanabilir:
Siyasi iktidar ve bağlaşıkları ulus kavramının niteliklerine ilişkin bilinçten yoksundurlar. Bu durumda yönetme yetisinden de yoksundurlar demektir ki bu bir kırandır!
Anayasa Mahkemesinin “İrticai Faaliyetlerin Odağı” olmak hükmünü verdiği AKP, “ulus” özelliklerimizin bilerek ve isteyerek yok olmasını isteyerek “düşün menzilindeki” “ümmet”e ulaşmak ülküsünü sürdürmektedir ki, bu yıkımdır!
Selçuklu ve Osmanlı Türk Devletlerinin yayılmacılar tarafından parçalanarak egemenlik alanlarının ele geçirilmesinden bugün de ders çıkaramıyorsak tarih tekrar edecek demektir.
               “milli ve yerli” kavramlarını önemseyenlere önemli bir anımsatma: Milli olmanın en belirgin özelliği “Türk” olmaktır! Yeryüzünün en eski ulusuyuz. Sosyolojik anlamda ulus özelliklerine kavuşmuş ilk ırkız. Tarih, arkeoloji, etnoloji ve etimoloji çalışmaları; “cumudiye” yani son buzul çağı sonrasından beri, yani en az on altı yüzyıla uzanan kutlu bir geçmişimiz olduğuna hükmediyor. Yeni kazı çalışmaları ırkımızı özendiren sonuçları duyurmaktadır. Tarihin en eski ulusu, ulus olmaktan neden vazgeçer ya da neden yok edilmek istenir? 
               Ulus olabilmek, tanımındaki unsurları yaşatabilmekle olasıdır. Şu benzetim daha açık anlatabilir: Kişi gövdesini “ulus” olarak düşünürsek; beyin, yürek, mide, karaciğer, akciğerler, damarlar, kemikler veya kaslar olmadan gövde olarak tanımlamak olası mıdır? Ya da bu organlardan herhangi biri eksik olursa gövde varlığını sürdürebilir mi?
               Namık Kemal Zeybek’in, ATA Derneği yöneticilerinin de katkılarıyla hazırladığı ve ATAYURT Yayınevi tarafından yayınlanan TÜRK’ÜN TÖRESİ adlı kitabı Bilge Kağan’ın “Türk Töreyle Dirilir” başlığını taşıyor. Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyetinin temeli Türk kahramanlığı ve Yüksek Türk Kültürüdür” sözleri de Bilge Kağan’dan 1240 yıl sonra yeni Türk Devleti’nin temeline Türklerin ortak değerlerini yerleştiriyordu. 
              Yeryüzü edebiyat tarihinin kökleşikleri arasında bulunan Atsız’ın “Bozkurtlar”ı iki bölümden oluşur; “Bozkurtların Ölümü” ve “Bozkurtların Dirilişi”. Bozkurtlar, Göktürk Devletinin yıkılışını ve tekrar kuruluşunu anlatır. Göktürk Devleti’nden yaklaşık 1200 yıl sonra bir Türk Devleti yıkıldı ve yenisi Türkiye Cumhuriyeti adı ile kuruldu. Falih Rıfkı Atay bu durumu şu sözlerle anlatmıştı: “Ne olmuştu biliyor musunuz? Kurtulmuştuk!” “Gençler! Mustafa Kemal bizimdi, Atatürk sizin olsun!” Tekrar tekrar “ölmek” ve “kurtulmak” mı gerekiyor? “Yaşamak” ve “Yaşatmak” varken “Yok olmak” neden?
              Kırandan ve yıkımdan kurtulmak zor değildir. Türk’ün Töresi’nde buluşmak! Türklük’de birleşmek!

YORUMLAR

  • 0 Yorum