Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

GARA VE LAİKLİK

19 Şubat 2021 - 22:52


             13 Türk,Kuzey Irak’ın Gara bölgesinde, beş yıldan uzun bir süredir PKK Terör Örgütü tarafından tutuldukları bir mağarada başlarından kurşunlanarak öldürüldü. Terör örgütleriyle yapılan savaşımda ya da herhangi bir savaşta can kayıpları yaşanması kaçınılmazdır. Bağımsızlığın ve özgürlüğün her ulus için karşılığı/değeri vardır. Bu gerçek tarihin saptadığı bir acıdır. M.Ö 36 yılında Hun Kağanı Çiçi Yabgu 70.000 kişilik Çin Ordusu’nun karşısındaki 1500 savaşçısına şöyle seslenmişti: “ Boyun eğmeyeceğiz! Atalarımız bize bu topraklarla birlikte bağımsızlığımızı da emanet ettiler. Savaşçılığımızla düşmanları titreten bir ulus olduk. Korumakla yükümlü olduğumuz emanetleri adi bir yaşam uğruna değişemeyiz. Bildiğiniz gibi savaşçıların yazgısı ölümdür. Biz ölsek de alplığımızın ünü yaşayacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer ulusların egemeni olacaklardır.” Kutlu Türk tarihinde çokça örneği bulunan bu alplık anlayışının bilinen biri de Çanakkale’de geçekleşerek Yeryüzü Savaş Tarihine yazılmıştır. Çanakkale’nin yazgısını belirleyen Miralay Mustafa Kemal Conkbayırı’nda: “Ben size taarruz etmenizi emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zamanda yerimizi başka kuvvetler alabilir”. Açıklıkla saptamak gerekir ki, Gara operasyonu yukarıdaki örneklerle benzeştirilemez. Çünkü Gara operasyonu “yok etme” değil kurtarma operasyonudur. 
                 Erdoğan’ın da onayladığı başarısızlığın yalnızca Milli Savunma ve İçişleri Bakanları tarafından üstlenilerek TBMM’ne bilgi vermeleri bir eksiklikten daha çok AKP karşıtı daha önemli suçlamaların önlenmesi çabası idi. Önce iki önemli saptamayı anımsatmalıyım: 1. Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’nın(GES) 2012 yılında MİT Müsteşarlığı’na devri bir FETÖ tasarımı idi. Amacı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Ortadoğu, Kafkaslar, Karadeniz, Balkanlar, Batı Trakya, Ege ve Doğu Akdeniz’deki gözünün kör, kulağının sağır edilmesidir. Arkasındaki gerekçe ise TSK’nın darbe yeteneğinin kısıtlanmasıdır. 2.  2014 yılında MİT Müsteşarlığına, yasal bir düzenleme ile “Yurt Dışı Operasyon Yetkisi” yine AKP İktidarı tarafından verildi. Soru şu: MİT, özellikle kadro olarak bu yetenek ve donanımda mıydı? Dönemin MİT Müsteşarı veya günümüzün MİT Başkanı, 2003’de atandığı TİKA Başkanlığının gerçek yöneticisi miydi? 
                 18 yıldır eleştirildiği en önemli konulardan biri olan “değim”i gözardı eden Erdoğan, görevde kalmak istemeyerek milletvekili olmak isteyen MİT Başkanını bu görevde zoraki tutuğu için Gara’nın başat sorumlusudur. Gara’nın TBMM’de görüşülmesinde muhalefetin MİT Başkanı’nı dinlemek gereksinimini duymamasına bu nedenle şaşırdım. Yurtdışı operasyon görevi yasa ile belirtilmiş bir kurum, birçok istihbarat kuruluşunun “harman yeri” yaptığı bir bölgede 5 yıldır ne yapmıştı? Mağaradaki teröristlerden birini bile “kafalayamadıysa” ne iş yapar?
                 Gara karanlığının, Türk ulusunu yasa ve yuğa sürükleyen nedenlerini çözümlemek için yüreğimizi yakan gerçekleri de yazmak gerekiyor:
13 canın yaşamı söz konusu iken Erdoğan’ın Covit-19 salgın kısıtlamalarının kurallarına aykırı olarak parti kongresi yapması akıl dışıdır.
Kongrede, yaşamını yitirmiş bir alpın annesiyle telefonla görüşerek, annenin acısını sömürmek sağtöreye aykırıdır.
13 canın yaşamdan koptuğu bildirisinin duyurulduğu bir andaki “gülmece” ulusun midesini bulandırmış ve “onlar cennete gitti” yaklaşımını sıradanlaştırmıştır.
Erdoğan’ın bu davranışı, geçmişte “Laiklik karşıtı davranışların odağı” olduğu Anayasa Mahkemesince karar verilmiş bir partinin tanımlanmış suçu işlemeyi sürdürdüğünü kanıtlamıştır. 
İçişleri Bakanı Soylu’nun “Onlar Peygamberin komşusu oldu” betimlemesi “laiklik karşıtlığının” açık duyurusundan başka bir şey değildir. İçişleri Bakanının görevi yönettiği güvenlik görevlilerine öldükten sonra “komşu bulmak” değildir.
Genel Kurmay Başkanlığı’ndan GES’in alınması, MSB’lığına bağlanması, güvenlik politikalarının belirlenmesinde Türk Ordusu’nun etkisizleştirilmesi ve son olarak subay ve astsubay atamalarının MSB’lığına bağlanması gibi kararlar Türk Silahlı Kuvvetlerinin savaş yeteneğini aşındırmaktadır. 
            Laiklik, a. huk. Devlet ve din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması( Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Ankara 2011, Sf.1572). Anayasa’nın değiştirilmesi önerilemez hükümlerinden biri olan Laiklğin 1938’den sonra giderek artan bir yoğunlukta toplum yaşamından koparılması sorunlarımızın temel kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Yeni anayasa tartışmalarının önem kazandığı bu günlerde Cumhuriyet yanlısı yurtseverlerin gelişmeleri dikkatle izlemeleri ve ulusumuzun varlığının korunması için en üst düzeyde duyarlı olmaları gerekmektedir. AKP Grup Başkanvekili’nin “ Yeni Anayasa, yeniden kuruluşun anayasası olacaktır.” Sözleri, bilinen tehlikenin kapımızı kırarak yaşamımızın soluğuna ulaşmanın amaçlandığını göstermektedir. 
           Bu kadar önemli olan bu konuyu gelecek yazıda ayrıntılı olarak yorumlamak üzere, laikliğe yönelik bir saldırı örneği olan Asteğmen Kubilay’ın katledilmesi                                           karşısında, Atatürk’ün sözlerini ve buyruğunu okurların dikkatlerine sunuyorum: “İstilânın acılığını tatmış bir yörede genç ve alp subay vekilinin uğradığı saldırıyı, ulusun doğrudan Cumhuriyete karşı bir suikast olarak kabul ettiği ve saldırganlar ile kışkırtıcıları ona göre izleyeceği kesindir”. ( Atatürk’ten Hatıralar, Hasan Rıza Soyak, Yapı Kredi Yayınları, İst. 2008, Sf. 435)     

YORUMLAR

  • 0 Yorum