Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

KARABAĞ

08 Ekim 2020 - 17:57


                 Eslimi, neslimi tanıyıram men,
                 Garışıg deyilem, özümden hürkem.
                 Sen kimsen, sen nesen, özün bilirsen,
                 Men ilk gaynaşımdan Türk oğlu Türkem!

Demişti, “Men Türkem” şiirinde Bahtiyar Vahapzade.

Mağcan Cumabay’la, Abay’la, Atsız’la toydadırlar şimdilerde Tanrı Dağ’da…
Ya Kelbecer, ya Laçin? 30 yıldır yuğdadır Karabağ. 10ncu günü geride kalan Türk Karabağ’ın özgürlük savaşımı utkuyla sonuçlanıncaya kadar sürecektir, sürmelidir. Uluslararası kötülük ağı; “ Çabucak ateşkes!”, “Çabucak barış görüşmeleri!” baskısını etkinleştirmeden otuz yıllık kıygı bitmelidir. Hem de Nahçıvan’la Azerbaycan’ı birleştirecek bir sonuçla.



                Önce Azerbaycan’ın tarihini kısaca anımsamalıyız:
                “Azerbaycan adının Kök Türk kitabelerinde geçen Azlardan geldiği fikir mantıklı görünmektedir… Diğeri de, Kasar(Hazar) adından kaynaklanan isimdir. Zamanla baştaki K veya H düşmüş de olabilir.”(1) “M.Ö 7. asırda Sakalar çağından itibaren çeşitli Türk kavimlerine mensup topluluklar Derbent yoluyla Kafkasların kuzeyinden Azerbaycan’a gelip yerleşmişlerdir.”(2) “Türkler Azerbaycan’a Milattan Önce altıncı yüzyılda İskitler ve Sakaların büyük göçleri sırasında ilk kez gelerek yerleşmişlerdir… Milattan sonra dördüncü yüzyılda ise, Kafkasya ve Azerbaycan’a Hun boyları gelerek yerleşmişlerdir. Bulgarlar, Hazarlar ve Sabirler de daha sonraları Azerbaycan’a gelerek yerleşen en belirgin Türk boylarıdır. Hazarlar ile akraba olan Uygurlar da dördüncü yüzyılda Azerbaycan’a girmişlerdir.”(3) “Bugünkü Anadolu’da yer alan Türk Devletinin kuruluşu diyebileceğimiz 1040’daki Dandanakan Meydan Muharebesinde Selçuklu ordusu Gaznelileri büyük bir bozguna uğratarak rüştünü ispatlamış ve Türk dünyasının lideri konumuna geçmiştir. Bizans, Selçukluların kendi aleyhlerine gelişmelerini tehlikeli gördüğünden doğuya ordularını sevk etmiş, bunun üzerine Tuğrul Beğ, İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın başında bulunduğu bir orduyu Azerbaycan’a göndermiş ve Gence önünde Bizans ordusunu bozguna uğratmışlardı(1046).”(4) “ 13-14. Yüzyıllar Azerbaycan’ın Harezmliler, İlhanlılar ve Temürlüler tarafından istilası devresi oldu. Buna göre Selçuklu hakimiyeti bu kez Türk-Moğol güçlerinin eline geçiyordu… Türklerin Azerbaycan’a kesin olarak yerleşmeleri İlhanlılar zamanına rastlar…Karakoyunlular ve Akkoyunlular zamanında Azerbaycan coğrafyasındaki  Türkleşme hadisesi köklü bir şekilde devam etti…Safevi hanedanlığının iktidar mevkiini ele geçirmesi 1502’de Şah İsmail’in Nahçıvan’da Akkoyunlu ordusunu yenmesiyle başlar…Eğer Osmanlı kuvvetli olduğu çağlarda, gayri Türklere göstermiş olduğu ilgiyi devletin esas unsuru olan Türklere göstermiş olsaydı, ne Osmanlının sonu öyle olur, ne de bugünkü Türkiye Cumhuriyetinin başına böyle belalar açılabilirdi.”(5) Rusya, Türk topraklarını işgal etmeye 16. yüzyıldan itibaren başladı…1828’de ise iki emperyalist ve aç devlet İran ile Rusya arasında yapılan Türkmençay andlaşmasıyla Azerbaycan pay edildi…Kuzey Azerbaycan Rusların eline geçtikten hemen sonra Revan(Erivan) ve Karabağ bölgesine Ermeniler hızla yerleştirilmeye başlandı(1832)…Azerbaycan ile Türkiye coğrafi bakımdan ayrılmaz bir bütün olduğu gibi, tarihi ve siyasi bakımdan da birdirler. Elçibey’in Türkiye için Anadolu kelimesini kullanmaması da anlamlıdır…1913’te bağımsızlıktan sonra iktidar geçen Halk Cephesinin fikirleri Resulzade’nin, dolayısıyla Ziya Gökalp’in ve Cumhurbaşkanı Elçibey’in takip etmiş olduğu siyaset de Nihal Atsız’ın aktif Türkçülüğünün tesirinde idi…



Atatürk, 18 Kasım 1921’de verdiği bir demeçte; ‘ Azerbaycan ile Türkiye arasında kardeşliğin, samimiyetin tevlit ettiği rabıtadan başka Azerbaycan’ın diğer kardeş ve dostlarımızla temas noktasında bulunması da haiz-i kıymet ve ehemmiyettedir. Coğrafi vaziyet göz önüne getirilirse filhakika Azerbaycan’ın Asya’daki kardeş hükümet ve milletler için bir temas ve telakki noktası olduğu görülür.’ diyordu.(6)

                  Yukarıdaki önemli bilgileri birkaç cümle ile açalım: Azerbaycan ve tüm Kafkasya M.Ö. 7nci yüzyıldan beri Türk coğrafyasıdır. Yani en az 28 yüzyıl. Sakalar, Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar, Sabirler, Uygurlar, İlhanlılar, Temürlüler, Selçuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular Azerbaycan’ın yerleşik ulusları olmuşlardır ve tamamı Türk uruğundandır. Sabirler’e Sibirler de denilir ve Sibirya’ya adını veren Türk Boyudur; tıpkı Asya adının As Türklerinden geldiği gibi. M.Ö. 7nci yüzyılda Kuzey Asya’dan güneye inen Sakalardan kuzeyde kalan boylar olmamış mıdır? Olmuştur. Bugün batılıların Yakutlar dedikleri Saka Türkleridir. Yakut, Rusların “Türksüzleştirme” stratejileri kapsamında uydurdukları bir addır. Bu coğrafyanın adı da Saha değil Saka’dır. Saka Türkleri özlerini tanıtırken “Ben Saka” derler. Kutlu ırkımızı doğru tanımak ve tanımlamak zorundayız. Tıpkı Kam’a Şaman denilmemesi gerektiği gibi! Osmanlı İmparatorluğu’nun Sultan Mehmet’ten sonraki en önemli stratejik yanlışı Kafkasya ile yani Azerbaycan’la ilgisini koparmasıdır. Bu yanlış, Akdeniz’den Hazar Denizi’ne uzanan savunma ve saldırı derinliğinin kaybedilmesi demektir ve jeostratejide büyük kayıplarımıza neden olmuştur. Elçibey’in “İki devlet bir millet” tanımlaması bu anlamda da çok değerlidir.



                  “Elçibey’in Azerbaycan için temellendirmeye çalıştığı yeni ulusal kimliğin iki dayanak noktası vardı. Biri toprak temelinde vatandaşlık(Azerbaycanlılık) diğeri de etnik/kültürel bağlamda Türklük idi”.(7) Bugün bu çabalara biz ne kadar katkıda bulunabiliyoruz ya da içselleştirebilmişiz? Birkaç örnek:

  1. Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, eski yeni birçok büyükelçi, televizyonlarda Karabağ tartışmalarına katılan birçok uzman, gazeteci ne acıdır ki “Azerbaycan” yerine “Azerbeycan” tanımlaması yanlışı yapıyorlar. Türk’ün coğrafyasının adını bile doğru söyleyemiyorlar. Bunun psikoloji bilimindeki karşılığı önemsememenin dışa yansımasıdır.
  2. Birçok aydın(!), öz Oğuz Türkçesi olan Azerbaycan Türkçesine nedense hala “Azerice” demeyi sürdürüyorlar. Onca televizyon izlencesi, sosyal ağlardaki onca uyarıya karşın Azerice diyenlere aydın dememek gerekir.
  3. Azerbaycan Türklerine “Azeri” demek yanlışından çabucak kurtulmalıyız. Bu da Rus Çarı Petro’dan beri Türkleri bölme ve parçalama stratejisinin bir parçasıdır. “Kazaklar” yerine Kazak Türkleri, “Kırgızlar” yerine Kırgız Türkleri, “Özbekler” yerine Özbek Türkleri, “Uygurlar” yerine Uygur Türkleri demeyi artık içselleştirmemiz gerekiyor. 1999 yılında Denizli’de gerçekleştirilen 7nci Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı’nda Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Sekreteri Hidayet Oruçov bu tehlikeyi şu cümleleriyle belirtmişti: “Anti-Türk siyaseti yürüten çeşitli güçler uzun yıllar kardeş halklarımızı birbirinden ayrı yaşamaya, muhteşem bir geçmişten ve büyük kültürel mirasımızdan tecrit etmeye çalışmıştır. Fakat tarih boyu beşer sivilizasyonda emsalsiz rol oynamış yenilmez Türk azmini kırmak, Türk ruhunu sarsmak kimseye kısmet olmamıştır.”
  4. Bazı yobazlar Azerbaycan Türklerinin “sünni” olmadıklarını bir eksiklik gibi göstererek ayrımlı bir ayırımcılık yapıyorlar. Yobazlar ayırımcılıkta tarih boyunca  becerikli olmuşlardır! Hani inanç Tanrı ile insan arasındaydı? Gökoğuz Türkleri Hıristiyansa, Hazar Türkleri Museviyse, Saka Türkleri Budistse, Altay Türkleri Gök Tanrı inancındaysa kime ne? İnanç üzerinden bölünmek çabalarına karşı çıkmalı, kişilerin inanç özgürlüğüne saygı duymalıyız. Ahmet Yesevi’nin, “Din yeğleyiş, Türklük yazgıdır” ilkesi kılavuz olmalıdır.

               Unutulmamalıdır ki, ABD’nin ünlü stratejisti Zbigniew Brezezinski “Stratejik Vizyon” adlı çalışmasının başlığını “ Türkiye’yi içine katamayan bir Batı’nın, Asya’nın yükselişinin önüne geçmesi zordur” uyarısı oluşturur.
              Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’in 10ncu yıl kutlamalarında Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün odasında genç hekim Dr. Zeki’ye gelecekteki ülkümüzü tanımlamasını hiç ama hiç unutmayalım.
              Bugünlerde; Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kutlu Sakarya Meydan Savaşı’nda söylediği “ Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da” sözüne eş olarak “Gözümüz Mavi Vatan’da kulağımız can Azerbaycan’da!”, “Karabag’ın azatlıgını, Nahçıvan’la Azerbaycan’ın kavuşmaklığını beklirez!” 
 

  1. Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Prof. Dr. Saadettin Gömeç, Akçağ Yay., Ank. 1999, Sf. 3-4
  2. A.g.e., Sf. 5
  3. Türk Devletleri, Prof. Dr. Anıl Çeçen, Yeni Avrasya Yay., Ank. 2003, Sf. 360
  4. Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Sf. 7
  5. A.g.e., Sf. 9-10-14
  6. A.g.e., Sf. 21-22-23-24-32
  7. Bağımsızlığın İlk Yılları, Büşra E. Bahar-Günay G. Özdoğan- Nihat İncioğlu- Gün Kut- Şule Kut- Nesrin Sungur, Kültür Bakanlığı Başvuru Kitapları, Milli Kütüphane Basımevi, Ank. 1994, Sf. 101

YORUMLAR

  • 0 Yorum