Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

TSK'DA TEHLİKELİ İŞLER

04 Nisan 2021 - 16:32


             Türk Karar Kuvvetleri’nde 11 yıl Bölük Komutanlığı yapmış ve Harbiye tinini içinde kıvançla taşımayı sürdüren emekli bir subay olarak Türk Silahlı Kuvvetlerindeki gelişmeleri olabildiğince yakından izliyorum. Türkiye’nin NATO’ya girişi ile başlayan yabancı etkiler 2230 yıllık Türk Ordusunun aşama sırası ve düzencesini özellikle kimi dönemlerde çok bozmuştur. Bu dönemler DP ve AKP’nin iktidarda olduğu yıllardır. DP iktidarında generallerin yükselebilmek için DP’li bakan ve milletvekillerinin kapılarına gittikleri, Genelkurmay Başkanı’nın Menderes’in paltosunu tuttuğu bilinmektedir. AKP iktidarında Genelkurmay Başkanı sıfatı taşıyan birinin Cumhurbaşkanı’nın karşısında “şeyh-mürit” ilişkisinde olduğu gibi yere kadar eğilmek çabasını, bir başkasının Başbakanın “Hocam!” seslenişine gerekli karşı duruşu göstermediğine tanık olduk. Takkeli erin elini sıkana, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanına “geçmiş olsun” dileklerini sunana da! 

             Bölük Komutanlığı yaptığım yıllarda çalıştığım birçok bölük komutanı arkadaşım gibi ben de ABD Talimnameleri ile eğitim yaptırmaktan “2200 yıllık bir ordu neden 200 yıllık bir ordunun talimnamelerini uygular!” düşüncesiyle utanırdım. ABD yardımı parkalar, giymek zorumuza gittiği için depolarda çürürdü. 106 mm.lik Havan, 106 mm.lik  Tanksavar Topların talimnamelerini eleştirir, yeni ve çok daha çabuk atış yapabilmeleri için matematiksel formüller geliştirir, “Atışlı Tatbikatlar”da uygulardık. NATO türü TMK(Teşkilat-Malzeme-Kadro) Yönergelerinin Türk’e uygun olması için Kara Kuvvetlerine ulaştırılması amacıyla önerilerde bulunduğumu bugün gibi anımsıyorum.

              Bölüğümdeki bir Astsubay Başçavuş’un çalışma saatlerinde dışında dini bir cemaatin toplantısına katıldığını saptadığımda; önce yazılı savunmasını almış, daha sonra istihbarat kurumlarından kanıtlanmasını isteyerek gelen belgelerle Silahlı Kuvvetlerle ilişkisinin kesilme sürecini başlatmış ve sonuçlandırmıştım. Benzer bir uygulamayı “kumar” tutkunu bir personel için de yaptım. Bir insanın geçimini sağladığı bir işten uzaklaştırılmasının vicdani acısını yaşamıştım ancak “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” ilkesi ve buyruğu Harbiye’den aldığım sağtöre idi. 

              AKP iktidarının, bilindik terör örgütüyle birlikte Türk Ordusuna kurduğu “Ergenekon-Balyoz” kumpasını yinelemeye gerek yok; ABD tasarımı ile Türk Silahlı Kuvvetleri ABD ve AB vesayetine,  sözde “vesayet!” sızlanmasıyla çok daha güçlü olarak sürüklendi. Türk Devleti’nin en gizli bilgi ve belgeleri yağılara verildi. “Türk Ordusu çökertilirse Türklük yok edilir” stratejisi yürürlükteydi. 15 Temmuz 2016 kurgusu Erdoğan’ın söylemiyle “Allah’ın lütfu!” oldu. Cumhuriyet’e karşı “Totaliterizm” öncelikle TSK için başlatıldı.

             Nasıl mı?
             Birkaç ciltlik kitap olacak bu konuyu dayancınıza güvenerek en yalın biçimde açıklamaya özen göstereceğim.
             Geçmişte TSK’nin subay gereksinimi üç yolla karşılanırdı:
Askeri Liselere nitelikli öğrenciler alınarak,
Sivil liseleri bitirmiş nitelikli öğrenciler seçilerek,
Gereksinim durumunda, askerliğini yedek subay olarak yapanların yeğlemeleri ve sıralı komutanlarının onayı durumunda belirlenmiş eğitimleri başarabilmeleri koşuluyla kısıtlı görevlerde görevlendirilmeleri ile. 
Günümüzde:
Üniversiteye giriş sınavında başarı düzeyleri düşük olup üniversitelere girme olanağı bulamayanlar arasından şaşılacak görüşme yöntemleri ile Harbiye’ye öğrenci alınarak. Görüşmeyi yapanların çoğu kim oldukları bilinmeyen, askerlikle ilgisiz siviller.
Sözleşmeli subaylar. Bir yıl Harbiye’de kuramsal eğitim, bir yıldan daha az uygulamalı eğitim.
Askerlik görevini yedek subay olarak yapanlardan TSK’de subay olmak isteyenler.
Astsubay iken sınavlarda başarılı olanlar.
Geçmişte Astsubay gereksinimi lise ve dengi okulları bitirenler arasında yapılan yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olanlarla.
Günümüzde:
Lise ve dengi okulları bitirenler
İki yıllık yüksekokulu bitirenler
Uzman Çavuş olanlardan
Astçavuş olup(yeni bir kadro olup, TMK’da tanımlanmamaktadır) Astsubay olmak isteyenler arasından.
Geçmişte Erbaş ve er gereksinimi 1111 Sayılı Askerlik Yasasına uygun olarak karşılanırdı.
Günümüzde:
Er
Sözleşmeli er(Uzman Onbaşı ve Uzman Çavuş olabilmektedirler)
Uzman Onbaşı
Uzman Çavuş
            Bu kadar çok çeşitli kaynaktan asker sağlanmasının aşama sırası ve düzencede önemli kaygılara neden olduğu anlaşılmaktadır. Örnek: Sözleşmeli subay iki yıllık bir eğitimden sonra gittiği birlikte; 4 yıl Harbiye, 1 yıl Sınıf Okulu olmak üzere 5 yıl eğitim almış bir teğmene komuta edebilmektedir. Uzman Çavuş olup Astsubay Okulunda eğitim görmeden Astsubay olanlar diğer Astsubayların üstü konumunda olabilmektedirler. Bu karmaşa özellikle genç subaylar arasında önemli bir yakınma konusudur. Bu ve benzer eğitim ayrımlarının olduğu bir bölüğün savaş ya da terörle savaşımda başarı düzeyinin yüksek olması olası değildir. Enver Paşa’nın Erkan-ı Harbiye’den arkadaşı olan Hafız Hakkı Paşa “Bozgun” adlı çalışmasında deneyimlerine dayanarak şu saptamada bulunuyor: “Bir ordunun başına cidden, muktedir ve azimli kumandanlar yetiştirmek o kadar mühim bir meseledir ki, adeta bütün ordunun varlığı, sulh zamanında yirmibeşbin subayın mevcut olması en çok böyle bir heyet yetiştirmek içindir denilebilir. Çünkü metin, münevver ve birleşik kumanda heyeti olmadan ordunun ne eğitimi ne de muvaffakiyeti ihtimali mevcut değildir.”

            Kaynak karmaşasının sonuçları birliklerde daha korkutucu örneklere neden olmaktadır; Sözleşmeli subay olarak birliğine katılan bir subay, birlik komutanına: “Ben nur cemaatindenim. Beni, bunu bilerek subay yaptılar.” diyor. Komutan bu sözlerini tutanakla belgeleyip TSK’den uzaklaştırılmasını sağlıyor. Ancak sözleşmeli subay yargıda dava açıyor ve göreve geri dönüyor. Böyle bir birliğin başarılı olması olası değildir. 
            Bir Jandarma birlik komutanı: “Astçavuş diye bir rütbe uydurdular ve birliklere görevlendirdiler ancak örgütlenmemizde böyle bir rütbe ve görev tanımlaması yok. Bunları nasıl görevlendireceğimizi bilmiyoruz.” Diyor.

           1909 yılının 13 Nisan’ında yaşanan ve “31 Mart Vakası” olarak tarihimize geçen acı olayın temelinde bugünkü kaynak karmaşası vardır. “Okullu-Alaylı çatışması” olarak bilinir. Birkaç kaynaktan örnekler: “Meşrutiyeti korumak için Rumeli’nden gönderilen Taşkışlada’ki avcı taburlarının önayak olmasıyla asker birlikleri ayaklanmış; aymaz ve ihmalci komutanlarını tutuklayıp havaya ateş ederek Sultanahmet alanında toplanmışlar ve Ayasofya’da meclis binasına gelerek ‘şeriat isteriz’ diye bağırmışlar; İttihatçıların uzaklaştırılmasını, alaylı subayların yine orduya alınmasını istemişlerdi. Başka birlikler de kendilerine katılınca İstanbul’u elde etmişlerdi.(1) “31 Mart Ayaklanması bugünkü sağa benzer bir eğilimdedir. Bunlar ordunun karşısındadırlar, askeri sevmezler. Çünkü onlara göre asker modernisttir, pozitivisttir.” (2) “ 31 Mart’ta komutanlarından şikâyet eden zavallı askerler var; çavuş, onbaşı gibi rütbelerde bunlar.” (3) “Türk milleti, tarihini hiçbir evresinde irticadan yana olmamıştır. Hatta Mart ihtilâlinin başına, az ve çok ehemmiyetli bir tek kişi bile geçmemiştir. Hareketin en büyük lideri Hamdi Çavuş’tur.” (4)

          Harp Okullarına öğrenci alımı ile ilgili yönetmelikten “irticai faaliyetlere karışmamış olmak” koşulunun çıkarılmasının neden olabileceği sonuçlar için komuta katlarının daha dikkatli olmaları gerekir.
          Yeni 31 Mart Vaka’sı kuramcılarının Türk Ordusu’daki uzantıları tamamen ayıklanmadan “Harbiye tini” erinç bulmayacaktır.
 Komutan Atatürk, Celal Erikan, Türkiye İş Bankası Yay., Mayıs 2006 Ankara, Sf. 73
 İttihat ve Terakki, İlber Ortaylı, İnkilap Yay., İst.2016, Sf.59
 Age., Sf. 59
 Büyük Türkiye Tarihi Cilt 7, Yılmaz Öztuna, Ötüken Yayınevi İst. 1978, Sf. 229.
            

YORUMLAR

  • 0 Yorum