Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

TÜRK ORDUSUNA YAĞILIK

15 Nisan 2021 - 16:07

             Konuyu, yani Türk Ordusu’na yağılığı 1835 yılında kurulan Mekteb-i Fünûn-ı Harbiyye-i Şahâne’nin kuruluşuna kadar götürerek Sultan Selim’in 1517 Mısır seferinden sonra “Halifeliğinin onayı için” Anadolu’ya getirdiği iki bin Eş’ari İmamına bağlamak olasıdır. Ancak bu kadar ayrıntılı bir tarih süreci ile okurların düşüncelerini yormak istemiyorum. 

                 Bill Clinton döneminin ABD Dış İşleri Bakanı Madeleine Albright görevde iken Türkiye’ye “küstahça” bir öneride bulunmuştu: “Türkiye olarak dış ilişkilerinizde kullanacağınız en değerli varlığınız Türk Ordusu’dur”. Atatürk’ten sonra yeteneksiz, korkak ve beceriksiz hükümetler Türk Ordusu’nun; Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerine bağlı, Tam Bağımsızlıkçı, akıl ve bilim yolundaki subaylarını uydurulmuş suçlarla suçlayarak tutuklamışlar, yargılanmalarını ve etkisizleştirilmelerini sağlayarak Türkiye’ye gözdağı veren yayılmacı devletlere şirin görünmeyi yeğlemişlerdir. Bu kavrayış yoksunu uygulamalar yalnızca Türk Ordusu’nun gücünü zayıflatmakla kalmamış, “Türk subayları sürekli suç işlemektedir!” algısı oluşturarak yıllar ilerledikçe “Türk Ordusu’na güveni yıpratmanın ötesinde yağılığı da arttırmıştır”. İki özel örnek günümüze ışık tutulabilir:
1944 Irkçılık- Turancılık Davası, Atatürk’ten sonra dış ilişkilerimizde korkaklığın genelde Türkçülerin özelde Türk Ordusu’nun cezalandırıldığı ilk örneğidir. Irkçılık – Turancılık davasının simge ismi Atsız’dır ancak yargılanan, tutuklanan ve işkence görenlerin önemli bir bölümü subaydır. “ Moskova Radyosunun Türkiye’deki Nazi yandaşlarını suçlamasından ve ihbar listesi yayınlamasından hemen iki ay sonra, Mayıs ayında açılan Irkçılık – Turancılık davası…”.

(1) Oysa, Nazilik’le, Faşistlik’le suçlanan Türkçülerin simge ismi Atsız, Mussolini’yi aşağılayan “Davetiye” adlı şiirini 1940 yılında yazarak Ötüken Dergisi’nde yayınlamıştı. “Esasında 3 Mayıs olayları, 2. Dünya Savaşı’nın seyri ile alakalıdır ve dönemin hükümetinin Ruslara Türkçüleri feda ederek bir siyasi rüşvet vermesi olaylarıdır”.

(2) “Atsız da 23 Temmuz 1946’da yazdığı mektupta ‘ Bizim davamız, Ruslara kompliman yapmak yüzünden çıkmıştı. (Hacaloğlu 2013:33)’ diyerek aynı görüşte olduğunu belirtir.”

(3) “ Uğur Mumcu da Irkçılık – Turancılık Davası’nın siyasi bir dava olduğu görüşündedir: ‘ 1944 Irkçılık – Turancılık davası nereden bakarsanız bakın bir siyasi davaydı. Her siyasal davada olduğu gibi, bu davanın sorgularında da sanıklara işkence yapıldı. Yapıldı, ama Almanlar’la işbirliği yaptıklarını ortaya koyacak bir kanıt çıkmadı.’ (Mumcu, Şubat 2014:70)”(4)

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin siyasilere(özellikle MHP ve Alparslan Türkeş’e) ve tam bağımsızlıkçı, yayılmacı karşıtı aydınlara yaptığı kıyım bilinmektedir. Ancak, 600’den fazla  Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlı subayın Türk Ordusu’dan ayıklanarak ya da etkisizleştirilerek ABD ve Batı’nın desteğini alma çabası/kavrayışsızlığı kamuoyunun dikkatinden uzak kalmıştır. 1944 Irkçılık – Turancılık Davası’ndan esinlenmişçesine Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler Eğitim Merkezi Komutanlığı kışlasında özel olarak yaptırılan hücrelerde Türk subaylarına işkence edilmiştir. Bu kıygıyı yaşamış bir subay olarak yaşananları “12 Eylül’ün Gizli Kalmış Öyküsü/ 5 Numaralı Hücre” adlı öykü-romanda ayrıntılı olarak yazdım.  

                Bu iki örnek, Varşova ve NATO’ya, Atsız’ın tanımıyla “kompliman” yapan niteliksiz yönetimlerin yöntemlerini saptamak için yeterlidir. Albright’ı o “kahpe” öneri için yüreklendiren de bu örnekler olmuştur. Siyasi iktidarlarını ve kişisel çıkarlarını Türk Devleti’nin ve Türklüğün üzerinde görenlerin Türk Ordusu’na açık yağılıkları Ergenekon – Balyoz sürecinde doruğa çıkmıştır. 15 Temmuz 2016’yı “Allah’ın lütfu!” olarak değerlendiren anlayışa ilişkin olarak yapılan; “Türk Ordusu’nun Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve Tam Bağımsızlıkçı temelini sarsma girişimlerinin yeni bir yöntemi!” yorumları haklı değil midir? 
               Günümüze gelirsek: Çoğu Ergenekon-Balyoz kumpasında haksızlığa uğramış, Montrö Boğazlar Sözleşmesi uzmanı emekli Amiraller’in duyarlılıkları için yapılan açıklamaları;
Haddinizi bilin!
Oturun oturduğunuz yerde!
Darbeciler!
Rütbeleri sökülmeli!
Emekli maaşları kesilmeli!
Zevzeklik! Saçmalamalarını Atsız’ın tanımlamasıyla ABD’ye “kompliman” olarak mı değerlendirirsiniz? Ya da Türk Ordusu’na yağılığı güçlendiren bilinçsizlik olarak mı?
               Güvenilirliği ve savaş gücü zayıflamış bir Türk Ordusu, uluslararası ilişkilerde saygınlığı olmayan bir Türkiye demektir. Bu kuralın, Türk Ordusu’na yağılığı körükleyenler için kaygı oluşturmayacağı tarihin çirkin bir gerçeğidir. Çünkü; Türk varlığının korunması için yapılan her savaşta cepheden, barışta askerlik görevinden kaçan ve yayılmacıların kanatları altında güvende olacaklarının bilincinde olanlar onlar olmuştur sürekli.
               Emekli Amirallere gösterilen yargı sopasının arkasındaki gerçek ABD’ye yapılan “kompliman”dır. Siyasi iktidarlar, dış ilişkilerdeki beceriksizlerini subaylara yapılan kıygıyla, Türk Ordusu’na yapılan kıyımla örtme alışkanlığına son vermelidirler. 

              (1) Türkiye’de Milli Şef Dönemi Cilt 2, Cemil Koçak, İletişim Yay., İst. 1998, Sf.247
              (2) Milli Şef Döneminde Çankaya’da Kabus, Mustafa Müftüoğlu, Başak Yay., İst. 2005, Sf. 86
              (3) ATSIZ, Türkçülüğün Mistik Önderi, Ahmet Bican Ercilasun, Panama Yay., Ankara 2018, Sf. 99
              (4) a.g.e. Sf. 100
                 

YORUMLAR

  • 0 Yorum