Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

YAĞI

10 Ekim 2020 - 14:26

İçimizde ne çok yağısı varmış oysa Türk’ün, Atatürk’ün. Hemen her gün sosyal ağlarda Türk’e ve Atatürk’e saldıran şeyh, imam, milletvekili, gazeteci, rektör, belediye başkanı bilgilerini görür olduk. “Şeriat Devleti” isteyenler, “Hilafet” özlemi içinde olanlar kamuya açık ya da kapalı salonlarda arkalarındaki Arapça paçavralarla Atatürk’e her türlü sövgüyü yapıyorlar. Onlara olan toplantı özgürlüğü; Türk’ten, Cumhuriyet’ten ve Atatürk yolunda olanlardan yıllardır esirgeniyor. Üstelik bu karanlıkçı gericiler IŞİD yıldırıcıları gibi giyiniyor ve hareket ediyorlar. Yıllardır durum bu iken “IŞİD’le en iyi savaşımı biz veriyoruz” söylemleri de gülmeceden başka bir anlam taşımıyor.

2012 yılıydı. Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın “Menzilci” olduğu her yerde söyleniyordu. Samsun’dan Ankara’ya giderken karayolunun sağında solunda karpuz kavun satar gibi “10 Numara Yağ” satan sergiler vardı. İlgimi çekmişti. Enerji ile ilgili dostlarımı, tanıdıklarımı aradım; Petrol Ofisi’nde yöneticilik yapmış olanı da vardı, ticaretini bilenler de. Dediler ki “Bu, enerji yasasına göre yüz kızartıcı bir kaçakçılık suçu oluşturur.” Önce bir ilçe Jandarma Komutanına gidip durumu anlattım. “ Müdahale etmeyin emri aldık.” dedi. İlginçtir; “10 Numara Yağ “ yazılı bir satış yerinin önünde trafik elektronik radar aracı vardı. “Önünde durduğunuz yerde kaçak mal satılıyor” dediğimde, “Bizimle ilgili değil” yanıtını aldım. Çakallı’da yağ tenekeleri dolu bir çadırda siyah giysili, başında siyah başlığı olan satıcıyla söyleştim:

-Ne satıyorsunuz?

- 10 Numara Yağ İnşallah!

- Bunun satılması yasalara göre suç ama!

- Gavs Hazretlerinin emri varken yasa mı olur?

- Gavs dediğin çok büyük bir adam mı?

- Hazret diyeceksin.

- Demesem ne olur?

- Cehennemlik olursun.

- Sen Türk müsün?

- Dayı git işine ya! Türk mürk diyerek benim abdestimi bozdurma…

O gece abdesti ne oldu bilmem ama Çakallı Deresi’nde kaportasının bozulduğunu duydum. Sonraki gün yağları da varlığı da yoktu. O günlerde Çakallı’da arıcılık yapan bir arkadaşım bir kavanoz balını menemenci bir arkadaşının sergenine tanıtım için bıraktığı için İlçe Tarım Müdürlüğü görevlilerince menemenciye yüksek ölçüde bir para cezası verilmişti. Cem Yılmaz ötesi bir durum yani!

Ergenekon-Balyoz davalarının, yani kumpas sürecinin günlerindeydik. Bir şeyler yapabilmek için çabalıyoruz. Ankara’daki uğraşlarımızın ardından Samsun’a geldim. O günlerde Askerlik Şubesi’nin yerleşkesinde bulunan Emekli Subaylar Derneğine gittim. “Yurtsever subaylar düzmece belgelerle ve akıl dışı savlarla tutuklanıyorlar. Büyük bir oyun tezgâhlanıyor. Birşeyler yapmamız gerek. Üstelik Türk’ün yeniden diriliş öyküsü olan ‘Ergenekon’ kirletilmek isteniyor. Bir önerim var; Bir bildiri hazırlayarak bu kumpası kargılıyalım. Bildiriyi ben hazırlarım, Cumhuriyet Meydanı’nda okuyarak basının önünde duyuralım.” Dedim. Dernek başkanı; “Genel Merkez’den bu konuda yorum yapılmaması buyruğu geldi. Allah büyüktür, bekleyeceğiz.” Dedi. “ Bu dernek emekli subaylara pişpirik oynatmak için mi kuruldu başkanım. Beni üyeliğimi düşürünüz.” Diyerek ayrıldım. Sonraki yıllarda askeri bölge içerisindeki dernek binalarının bir gece kapıları, camları kırdırtılarak dışarı atıldılar. Şimdi özverili emekli subaylar kırık dökük eski bir iş hanının bir odasında derneği yaşatmaya çalışıyorlar. Bu örneği neden mi yazdım?

FETÖ’nün, kriptolarıyla ve yayılmacı desteğiyle; Türklük, Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı çalışmalarına devam ettiği yazılıyor, ilgili kurumlarca duyuruluyor ve yurttaşlar tarafından da biliniyor. Yalnızca FETÖ mü? Yüzden fazla gerici tarikat, cemaat ve derneğin; binlerce Kuran Kursunun yine yayılmacıların denetimde aynı amaçlar için çalıştıkları biliniyor. Üstelik silahlı oldukları da açığa çıktı bugünlerde! Emniyet’teki yitik silah mavrasından benim gibi çokça yurttaş biliyordu bu gerçeği. Ancak şu ana kadar hiçbir Cumhuriyet Savcısı’nın “Silahlı örgüt kurmaktan” soruşturma açtığını duymadık. Türk, Tanrı’nın kutlu ulusu olmaktan çıkıp din adına sapkın inançlara bağlandığı yıllarda sürekli gerici tarikat ve cemaatlerce içten vurulagelmiştir. Birkaç kez yazdım, yazmaya devam edeceğim; Hamdullah Suphi Tanrıöver Asteğmen Kubilay’ın gericiler tarafından öldürülüşünün birinci anma toplantısında,

İstanbul Türk Ocağı’nda şu saptama bulunmuştur: “ Türk milliyetperverleri bilmelidir ki, geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türklüğün en büyük düşmanı irticadır.”(1)

Einstein, “Eğitim gerçeklerin öğretilmesi değildir. Düşünmek için aklın eğitilmesidir.” Demiş. Düşünmek yetisi kazanamamış, usu eğitilmemiş bir toplum oluşturma yolunda menzillerine(!) ulaşmak için çabalarını açık açık duyuran ve gösteren gerici oluşumlara Türk Devleti, Türkçüler, Cumhuriyetçiler ve Atatürkçüler daha ne kadar katlanacaklar? Türk Milliyetçisi olduğu savında bulunanlar, Atsız Beğ’in “Mektup” şiirindeki; Hukuk sizin, din Arabın, savaş bizim olsun” anlatısını ne zaman kavrayabileceklerdir. Alparslan Türkeş’in, “ Milliyetçi Hareket; Büyük Atatürk’ün kutsal emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünün korunması ve ölümsüz olarak yaşatılması savaşımının hareketidir.” Ve, “ Atatürk demek Türk’e aşk, bilimin önderliğinde inanç ve insan sevgisi demektir.” Saptamalarını ne zaman içselleştireceklerdir.

Kutlu tinini saygıyla andığımız Necdet Sevinç, “Mütarekeden sonra kurulan Osmanlı hükümetlerinin temel tercihi işgal kuvvetleriyle iyi geçinmekti. Belayı bu şekilde savacaklarına inanıyorlardı. İşgal kuvvetleriyle iyi geçinmenin bir yolu da onların tabii ve geleneksel işbirlikçileri olan azınlıkların gönlünü hoş tutmaktan geçiyordu.” (2) Saptamasında bulunmuştur. Tarikat ve cemaatlere seslenerek “ Bilin ki, biz yoksak siz de yoksunuz!” diyen sarayın danışma kurulu üyesi ile Necdet Sevinç’in belirttiği işbirlikçilerin ayrımının olmadığını söyleyen çok sayıda yurttaşın olduğuna tanık oldum. Bugün Türkiye’nin ve Türklüğün inanç ve etnik ihanetinin kıskacında olduğu bilinmeli ve yok edilmeleri için gerekli savaşım yapılmalıdır. Ayasofya’nın açılışı için bindirilmiş kıtalarla salgının yaygınlaşmasına neden olanlar, Başkomutan Meydan Şavaşı’nın kutlanmasına sınırlama getirirken “Allah büyüktür, bekleyeceğiz!” diyemeyiz. “Özgürlük ve Bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyen büyük önderin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yoldaşı ve askeri olmaya dün olduğu gibi bu günde gereksinimimiz var; Gelecekte de olacak! Yağılar yok edilmeden yaşayamayız!

(1) Dağyolu, 2nci Kitap, 1931 İst.,Sf. 12

(2) Necdet Sevinç, Etnik İhanet, Kariyer Yay.,İst., 2017, Sf.30

YORUMLAR

  • 0 Yorum