Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Vedat Çınaroğlu

Yeni Yüzyılın Yenilikleri

19 Ocak 2021 - 15:24

YENİ YÜZYILIN YENİLİKLERİ

     20'nci yüzyılın iki temel yeniliği vardı: İlk yarısındaki bölümde yayılmacıların, ele geçirmek istedikleri coğrafyalarda gerçekleştirdikleri silahlı saldırılara tanık oldu insanlık. Dönemin kazananları; A.B.D, S.S.C.B. ve Türkiye Cumhuriyeti idi. İmparatorluklardan Ulus Devletlere geçiş belirleyici özelliği oldu. Yayılmacıların işine gelmeyen bir sonuçtu. Çünkü Türkiye, Atatürk’ün önderliğinde özünü geliştirip güçlendirirken bölgesine yapılması olası saldırılara karşı güçlü bir savunma işbirliği geliştirmişti(Balkan ve Sadabat Paktları). Ulus Devlet yapılar da bağımlılıktan kurtulmanın çabası içindeydiler. 20nci yüzyılın ikinci yarısında bu denklemin bozulduğu görüldü; Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra etken dış ilişkiler, üretimde yeterlilik ve çeşitlilik ilkelerinden uzaklaşıp tam bağımsızlık anlayışını terk ederek NATO aracılığı ile A.B.D.(Batı) eksenine bağımlı oldu. Savunma işbirliği yapılan İran, Irak, Pakistan, Afganistan, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya yeni güvenlik işbirlikleri arayışına giriştiler.Almanya 2nci Büyük Savaştanedindiği deneyimden yararlanarak akıl ve bilime dayalı bir yönetim anlayışı ile özellikle endüstri alanında kıta Avrupası’nın en güçlü ülkesi oldu. Japonya ve Güney Kore de benzer şekilde Uzak Doğu’nun yıldız ülkeleriydi. Türkiye’nin denklemden çıkması A.B.D ve Rusya’yı yeryüzünün iki kutup başı ülkesi yaparak “Soğuk Savaş” olarak adlandırılacak olan sürecin başlamasında en önemli etken olmuştu. Bu dönemi Charles Levinson’ın betimlediği gibi “Votka-Cola” olarak adlandırmak“savaştan” çok “paylaşım” gerçeğini vurgulamak için çok daha doğrudur.

   21'nci yüzyıla girerken iletişim teknolojilerindeki hızlı değişim; “Küreselleşme” ve “Medeniyetler Çatışması” savlarının, yeni yeryüzü biçimlenmelerinin ve çatışmalarının temelini oluşturuyordu. “Kavramlar” yeni değişim ve çatışma alanları yaratıyordu. Afganistan’ın, önce Rusya sonra A.B.D tarafından denetim altına alınarak Asya’yı etki altına alma amaçları ile oluşan(oluşturulan) El-Kaide ve türevi terör örgütleri “İslami Terör” adıyla kavramsallaştırılıyor, medeniyetler çatışması savına haklılık kazandırılıyordu. Böylece Orta Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da NATO üyesi olmayan ülkelerin Batı’ya(A.B.D) bağımlı olmaları isteniyordu. Bunda bir zorluk yaşanmadı. Özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrikada’ki İhvancı- Selefi yapılar uzun yıllardır hazırlanmışlardı. Bu yapılar, her dönemde olduğu gibi çıkar ilişkilerini önceleyerek yayılmacılarla işbirliği içerisinde oldular.Berlin Duvarının yıkılışı, Varşova Paktı’nın sonlanması ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasınınöncü imi olmuştu.Bu gelişme de beklenen bir sonuçtu aslında; İmparatorlukların kalıcı olamayacağı tarihi bir gerçekti. Atatürk bu gerçeği çözümlediği için Türkiye Cumhuriyeti’nin 10ncu yıl kutlamalarında: “Sovyetler Birliği içindeki kardeşlerimizle ilişkilerimizi geliştirmeliyiz.” Demişti. Ancak Atatürk’ün “akıl ve bilim” yolundan uzaklaşmış olan Türkiye, 12 Eylül 1980 darbesiyle yürürlüğe koyduğu “Türk İslâm Sentezi” adlı resmi ülkü ile yeni bir selefi yapının gelişmesini desteklemiş ve ayağına olsa iyi, kafasına kurşun sıkmıştı. Bu gerçek, tasarımı hazırlayanlar ve destekleyenler incelendiğinde bile yeteri kadar açıktır. 1970’li yılların başlarında Aydınlar Ocağı’na “çöken” ve tüm gerici oluşumlarla ilişkide olan tasarımcılar ülkeyi yöneten siyasi partileri de etkileri altına almışlardı. “Türk-İslam Sentezi”indeki “Türk”, yalnızca Cumhuriyet’i kuran kadrolarda olduğu gibi Türklük bilinci olanlara tasarımı şirin göstermek içindi. Gerçekte amaçlanan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yapılanların Türkiye koşullarına uyarlanmasından başka bir şey değildi. Tasarım, Türk Devlet yapısını uzun süre toparlanamayacak kadar sarsarak başarılı da oldu. Türkiye’yi, “Ergenekon-Balyoz” karanlığına sürükleyen etkenin temelinde bu yanlış vardır.

21nci yüzyılı, bu gelişmelerle tek kutuplu bir yeryüzü düzeni selamlıyordu ancak tek kutup olan A.B.D.’in sınırsız sömürme tutkusu gittikçe artan A.B.D. karşıtlığına neden oldu. Bu karşıtlığın giderilmesi için yaptığı tasarımların(2001 İkiz Kuleler saldırısı gibi)A.B.D’ye ne kadar yarar sağladığı tartışılmaya devam ediliyor olsa da her sömürge alanında kaybetmesine engel olamadı. Nasıl olur da bu güçlü istihbarat ağı Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırıyı öğrenememiş, güçlü iç güvenlik kurumları önleyememişti? Afganistan, Irak’taki başarısız askeri ele geçirme girişimleri içeride de gergin kutuplaşmaları ve toplumsal ayrışmaları tetikledi.Rusya Federasyonu’nun toparlanma süreci sonrasındaki jeostratejik atılımları, İran’ın Ortadoğu’daki etkinliği, Çin’in A.B.D. ile olan ekonomik çekişmedeki başarısı, Türk Cumhuriyetlerinde yeniden yükselen ulus ve Türklük bilinci Brezezinski’yi haklı çıkarıyordu; “Stratejik Vizyon” adlı çalışmasında “ Türkiye’yi içine katamayan Batı’nın Asya’nın yükselişini önleyebilmesi zordur.” Saptamasında bulunmuştu.

   21'nci yüzyılın başlangıcında olduğumuz bu yıllarda değişim geçmiş yüzyıllara oranla çok daha hızlıdır. Bu, iletişimin düşünceye etkisi olarak onaylanabilir.Türkiye, bu gelişmeler karşısındaki yeni bölgesel işbirliği anlayışını 20nci yüzyılın sonlarında belirlemişti. Ancak, “Türk- İslam Sentezi” tasarımının güçlendirdiği “siyasal İslamcı” yapılar yüksek yargının “irticai faaliyetlerin odağı” olarak saptadığı iktidarla birlikte Brezezinski’nin(!) uyarılarına “huşu” ile bağlı kalıyordu. Bu “mübarek imam nikahı”na hiç beklenmedik şekilde 17-25 Aralık 2013’de sokulan fitne ile denklemin bilinmeyenleri çoğaltılıyordu. Tüm kurumları denetim altına almış Brezezinski vekillerinin kavga etmelerinin nedeni ne olabilirdi ki? İki tarafta da kasalarını dolduranlar vardı ve iki taraf da nereden ne aşırıldığını, ne kadar aşırıldığını, “darülharp doyumluklarının” nerelere yatırıldığını ayrıntılarıyla biliyordu. Yaratılış felsefesinin cahilleri için kural değişmemişti; başkalarının hakkını çalan bir süre sonra tüm çalınanları kendine hak görür. Kavga büyümüş kılıçlar çekilmişti. İktidar gücünü ellerinde tutanlar 3 yıl sonra bile silahlı kalkışmayı öngörememiş, öğrenememiş, engelleyememiş ancak nasıl olduysa 16 Temmuz 2016 sabahı av operasyonu “nokta” atışlı olarak başlatılmıştı. Peki, bir terör örgütü ile savaşım için yönetim düzeninin değişmesine gerek var mıydı? Var ise 14 yıl neden beklenmişti? Üstelik ülkede benzer o kadar çok terör örgütü vardı ki! Çelişkiler ve sorular o kadar çoktu ki! Değişim stratejilerinin başarısı için doğaldır ki çok bilinmeyenli denklemlere gereksinim vardır. Siyasi iktidar acaba ne kadarını bilebiliyordu?

Neocon’ların yönettiği A.B.D. Ortadoğu’daki askeri operasyonlarında başarısız olunca “vekâlet savaşları” olarak adlandırılan yeni bir yöntemi yürürlüğe koydu. Ancak bu yeni yöntem A.B.D.’ye olan tepkiyi tiksintiye dönüştürdü. Ayrıca, özellikle Türkiye ve Batı,“sığınmacılar” adıyla yeni bir yönetim sorunuyla karşı karşıya kaldı.Bu durum A.B.D.’deki iç cepheleşmeyi keskinleştirdiği gibi kurumlarla yönetim arasındaki uyumsuzluğu hiç olmadığı kadar arttırdı. Neredeyse bir yılını dolduran virüs salgınındaki çok kötü yönetim içeride sağlık düzenin daha keskin eleştirilmesine neden oldu. Bu koşullarda başkanlık seçimlerini tamamlayan A.B.D. kendine özgün demokrasisinde bir ilkle de tanıştı: “Kongre baskını!”. Bu yeni durum, Başkan’ın iktidarı bırakmamak için “milis güç” gözdağı, iç cephedeki ayrışmayı çatışma öncesine taşıdı. Yeni yönetim, yani Neoconlarbu yeni durumu nasıl yönetecek, olası gelişmeler neler olabilir, Türkiye A.B.D.(Batı) ilişkilerindeki gelişmeler neler olabilir? Gelecek yazıda çözümlemeye çalışacağım.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum